Taraftarlarını perişan eden zalim üç büyüklere karşı dört başı mamur bir yazı 93. yaşgünüme pek bir yakışırdı doğrusu. Ama öyle kesif bir hafıza bulanıklığıyla mübalağa cenk içindeyim ki, diyeceklerimi unuttum. İhtiyarlık işte. Düşmanlarım tam da burada kıs kıs gülerek “bunaklık” kelimesini tercih edeceklerdir, tabii hayatta kalmayı başarmışlarsa eğer. İşin kötüsü, ben ne düşünmüştüm diye soracak biri de kalmadı etrafımda. Çevrem yalnızlaştıkça, ne tuhaf, düşüncelerim kalabalıklaştı. O mahşeri kalabalıkta herhangi bir düşünceyi bulmak samanlıkta iğne aramaya benziyor. Ama ne yalan söyleyeyim, şimdi hafızam beni gene yaya bıraktı diye hayıflanacak değilim, çünkü Azrail’in soğuk nefesini sürekli ensemde duymaktan iyice köreldim. Üç büyüklerin canı cehenneme. 75 yıllık meslek hayatımda bu konu da kusur kalsın. Hem öteden beri Bâb-ı Âli üç büyüklerin bekâsını kendine dert edinmiş ahmaklarla doludur, şimdi onlar çoktan yüksek bir görev duygusuyla kötü gidişatın nedenlerini bir bir tefrika etmişlerdir bile.
Al işte, gene bir kelime ormanında kayboldum, el yordamıyla oradan çıkmaya çalışıyorum. Malum, gözlerim fena bozuk. Aslında bir kartal bile yanımda halt etmiştir, burnumun ucu dışında her şeyi çok iyi görürüm. Gelgelelim yıllar önce habis bir muharrir bana “yarı kördür” iftirasını atınca, sırf onu yalancı çıkarmamak için gözlük takmaya, etrafı boz bulanık görmeye başladım. Ben eski toprağım, benim indimde ağızdan çıkmış bir söz kutsaldır.
Ne var ki, artık günümüz insanı söze osuruktan tayyare muamelesi yapmayı bir alışkanlık haline getirdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.