San Vincenzo kulübünün çiçeği yeni burnunda hocası doğduğu güne lanet etti. Şampiyonluk düğümünün çözüleceği maç öncesinde takımda dertsiz tasasız tek bir oyuncu bile yoktu. Kaleci Luca Bardi’nin annesi ölmüştü, üç gündür hüngür hüngür ağlıyordu. Stoper Pieri’nin feneri nerede söndürdüğünü yalnız tanrı bilirdi, herifçioğlu ayakta zor duruyordu. Sağ bek Perticone bazı karanlık tiplere kumar borcu takmıştı, o yüzden şimdi gölgesinden ürküyordu. Ortasahanın direği Pagano sol açık Bigazzi’nin karısına o kadar ümitsizce aşıktı ki geçen hafta bileklerini kesmişti. Bigazzi ise kıskançlıktan her an cinnet geçirebilirdi, çünkü güzel karısı Rosa onu takımın beyni Di Bella’yla aldatıyordu.
Liste böyle uzayıp gidiyordu, herkes kendince bir belanın kulbuna yapışmıştı. Koca takımda umut dalı niyetine sağlam tek adam vardı, o da herkesin gol makinesi dediği Di Marco’ydu. Maçı kurtarsa kurtarsa o kurtarırdı. San Vincenzo’un genç hocası Sivri Çene küflü soyunma odasında formalarını giyen diğer oyunculara umutsuzca baktı. “Ağır suçluların tıkıldığı bir hapishanede bile bu kadar sorunlu herif yoktur” diye hayıflandı. “Hadi çıkalım artık” dedi yılgın bir sesle. İyi bir maç konuşması sayılmazdı.
90 dakikanın sonunda kös kös tekrar soyunma odasına döndüklerinde Sivri Çene gördüklerine inanamıyordu. Yıllar sonra “hayatımın en büyük dersi” diyecekti. Takım o gün harikalar yaratmıştı. Kaleci Luca Bardi doksandan toplar çıkarmış, stoper Pieri rakibin acar golcüsüne göz açtırmamış, sağ bek Perticone bindirme üzerine bindirme yapmış, ortasahanın direği Pagano kelle koltukta savaşmış, sol açık Bigazzi kanatta bir fırtına gibi esmiş, takımın beyni Di Bella araya lokum gibi paslar bırakmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.