Biri F.D’yi çok abartmış olmalıydı, çünkü bir sabah milli takım hocalığına getirildi; oysa şimdiye dek bir mahalle takımını bile çalıştırmışlığı yoktu. Karısı onu o sabah kafasına gazeteyle vura vura uyandırdı. “Hep beni hayatından dışladın. Şimdi teknik direktör mü nedir bir karın ağrısı olmuşsun, bunu bile gazeteden öğreniyorum. Neyim ben ne?” F.D. az önce karısının elinde bir sopa görevi gören gazetenin baş sayfasında kendi resmini gördüğünde gözleri yuvalarından fırlıyordu az kalsın. Sekiz sütuna manşet atmışlardı: “İşte milli takımın yeni hocası!” Ağzı açık kaldı. Bir futbol yazarının milli takım hocalığına getirildiği nerede görülmüştü!
“Vallaha ben de ilk defa duyuyorum” diye ne kadar dil döktüyse de karısını inandıramadı. Ciyak ciyak bağırarak mahalleyi ayağa kaldıran karısının o anda hiç laf dinleyecek hali yoktu, çünkü F.D’nin eşyalarını pencereden atmakla meşguldü. F.D. don gömlek dışarı fırladı. Pantolonlar, kazaklar, külotlar karla kaplı sokağın dört bir tarafına saçılmıştı. Apar topar kendisine üst baş düzmeye başladı. Ne kadar arandıysa da çorabının tekini bulamadı. Giysileri kaşla göz arasında toplayıp bir çöp tenekesine tıkan mahallenin veletleri uzaktan kıs kıs gülüyorlardı. Rahmetli annesinin çerçeveli siyah-beyaz fotoğrafı karın içine gömülmüştü: “Sen gene ne haltlar karıştırdın” diye soruyordu çatık kaşları. Nemli giysilerin içinde üşüdü.
Gazetenin kapısından içeri girdiğinde kendisini çıplak hissetti. Herkes ona bakıyordu dik dik. Spor müdürü onu görünce elini iki yana açtı: “Hangi yüzle geliyorsun? Çabuk patronun yanına çık.
Yazının devamını okumak için tıklayın.