“Kendi kendine yeten yedi ülke” efsanesi artık konuşulmuyor. İyi de oluyor. Artık kendi kendine yeten değil “Lider yedi ülkeden biri olmak” hedeftir.
Biz yine de önce soframızın kaça mal olduğuna ve ne kadar pahalılaşmaya başladığına bakalım. Bir de küresel olarak tanınan bir gıda markamız olup olmadığına bakalım.
Potansiyelimiz var ama yeterli adımlar atılmıyor.
2011 yılında ne gibi fırsatlar var önümüzde? Geçen gün Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Başkanı da onu söyledi: “Daha önce de bahsettiğim gibi Türkiye, gıda üretimi açısından dünya ile rekabet edecek önemli bir güce sahip. Bizlerin 2011 yılında gerçekleştirmeyi planladığı en önemli odaklardan biri de global marka yaratmak.”
Bunun için neler yapılacağını hep birlikte göreceğiz ama öncelikle uluslararası bir teşvik sisteminin beklendiğini hatırlatayım.
Önce gıda sektöründe ne olduğuna bakalım.
Bahar aylarında AB heyeti tarımla ilgili 12. Fasıl’ı müzakereye açmıştı. İşin içinden çıkılmadı ve geçici olarak kapatıldı. Sebep de “İşletmelerin AB’ye uyumlaştırılması” konusunun işin içinden çıkılmaz halde olmasıydı. Eğer müzakereler devam etseydi binlerce gıda tesisinin kapanması gerekebilirdi. Ayrıca AB ile uyum sürecinin ağır maliyeti var.
Türkiye’nin, gıda üretim ve ihracatında önemli bir ülke olduğunu kabul edelim. Dış ticaret karşılama oranının yüzde 205 gibi lehimize olduğu görülüyor. Sanayimiz bir milyon istihdam ve imalat sanayii endeksinde yüzde 20,79 ile dördüncü büyük.
Yazının devamını okumak için tıklayın.