Futbol sadece Türkiye’nin değil dünyanın en fazla seyir zevki veren sporlarının başında yer alıyor. Markalar, milyarder işadamlarının da gözdesi bir spor dalı. İngiltere, yabancı sermayeyi en iyi çekebilen kulüpleri barındırıyor.
Dünya Kupası’nda yoktuk, Şampiyon Kulüpler’den elendik, UEFA’da durumumuz ciddi değil. Üç büyükler onca transfere ve yüz milyonlarca dolar harcamaya rağmen istikrarlı bir başarı çizgisi gösteremiyor.
Gelin farklı bir açıdan konuyu analiz edelim. Şeyh Mansur Bin Zayed El Nahvan 2009’dan beri Manchester City kulübüne 575 milyon sterlin yatırmış durumda. Önümüzdeki sezon için de 100 milyon sterlin harcanması bekleniyor. Buna rağmen 2011 / 2014 döneminde kulübün yine de 39 milyon sterlin zarar etmesi bekleniyor.
Konuşulan sadece kulübün bütçesi değil. Önceki hafta İngiltere’nin bir numaralı konusu; Wayne Rooney’nin Manchester United’dan ayrılma ihtimaliydi. Sebep de, menajeri Paul Stretford’un lisansının iptal edilmiş olması ve mahkemece şahitliğinin kabul edilmemesiydi. Kişisel durumu sorun olunca aldığı para da konuşulmaya başlandı. Son sözleşmeden menajeri bir milyon sterlin alacaktı. Diğer taraftan İngiltere’deki menajerlerin yıllık toplam gelirinin de 80 milyon sterlin olduğu bu sebeple gündeme geldi.
Bu olayı yazmamın sebebi şu: Futbolda sadece oyun içi başarılar konuşulmuyor. Paranın transferi, oyuncunun ve futbol adamlarının ahlakı, bütçenin yönetilmesi ve şöhretlilik sektörün başlıca konuları arasında yer alıyor.
Peki, Türkiye’de durum nasıl? Kulüpler, marka olma konusunda ne yapıyorlar ve kulübün, paranın verimliliği konusunda hangi adımlar atılıyor?
Bu sahada ilk defa bir araştırma yapıldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.