Çevre yolundan giderken gökdelenleri her gördüğümde zihnime farklı sorular geliyor. Bu dev yapılar nasıl bir şehir hayatına götürüyor bizi? Trafiği boş verdim, insan ilişkileri, yaşam alanı ve şehrin gelişmesi çizgisinde yürüyen projeler çözüm üretecek mi yoksa yeni engelleri mi oluşturacak?
Başakşehir örneği başta olmak üzere TOKİ projeleri konut üretiminde lokomotif görevi yaptı. Peki, bu projelerin hangisinde ideal bir yaşam alanı oluşturma gayreti güdüldü? Post-modern Türk mimarisinin izleri mi yer aldı, geleneksel yaşam anlayışımıza çağdaş çözümler mi sundu?
Mevcut projeleri pek çok bakımdan yetersiz görüyorum.
İnşaat ve konut, son yılların en büyük gelişmeyi kaydeden sektörlerin başında geliyor. Konut projelerinin büyüklüğünü kavramakta bile zorluk çekiyoruz. Buna rağmen dünyada şehircilikte en fazla olumsuzlukları barındıran ülkeyiz.
Bu tesbit sadece bana ait değil. Etrafınıza bakın benzer şeyleri düşünüp söyleyeceksiniz. Aslında, Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir de aynı şeyi söylüyor.
Tezatlar ülkesiyiz kabul de işin bu kadar dramatik olduğunun çoğu kimse farkında olmayabilir. Çünkü bir kısırdöngü yıllardır beklenti ve umutlarımızı da törpülüyor. Kentges adı verilen plan ile yeniden umutlandığımı söyleyebilirim.
Umutlanan sadece ben değilim. Türkiye’de mimar ve şehir plancısı denince akla gelen duayenlerden Behruz Çinici bile Kentges’e “umudun eşiği” diyor. 60 yıla yaklaşan meslek hayatında gördüğü en kapsamlı ve tutarlı bir proje olduğunu kabul ediyor.
Kentges nedir?
Açık adı, Bütünleşik Kentsel Gelişim Stratejisi ve Eylem Planı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.