Suya yansıyan bulanık bir görüntü kadar dokunulmaz, birbirinden kopuk ve uzak, yaşam özetinizde toplasanız birkaç saati aşmayacak, dakikalardan hatta ‘an’lardan oluşan zaman parçacıkları ayakta tutuyor sizi belki de.
Belki de biriktirdiğiniz ve soluksuz kaldığınızda sığındığınız ‘an’lar, bu süresi belli olmayan eziyete katlanmanızı sağlıyor.
O ‘an’ların varlığı, yaşanmış oldukları gerçeği, sığınabileceğiniz başka ‘an’lar yaşama ihtimali heyecan verici olan.
Günlere yayılmış bir tatilde, güneş altında yüzükoyun yatarken, elinizdeki kitabın düştüğünü, sızdığınızı hissettiğiniz an...
Balkon kapılarının altından, pencere pervazlarından sızan sonbaharın tülleri hayalete çevirdiği an...
Beklenmedik bir seyahate hazırlanırken, bavulunuzun fermuarının tırtıllı sesini duyduğunuz an... Havaalanına ya da otogara gitmek üzere taksiye bindiğiniz an... Cebinizdeki telefonun no tuşuna bastığınız an... Uçağınızın kanatlandığı, otobüsünüzün motorunun çalıştığı, geminizin son halatının da iskeleden azat olduğu an...
Otelinize vardığınız, odanıza girdiğiniz, kendinizi sizin için hazırlanmış yabancı bir yatağa attığınız an.
Yazının devamını okumak için tıklayın.