Ne kadar sıkıcısın... Hiç rahat bırakmıyorsun onu... Sürekli üstünde gözlerin...
Masanın üstünde duran cep telefonu aydınlandığında, ekranında yazan ismi veya peş peşe dizilmiş rakamları okumaya çalışıyorsun. Telefonun diğer ucundakinin kim olduğunu merak ediyorsun. Kadın mı acaba, erkek mi? Etrafa dağılan cılız sesten cinsiyet tahlili yapabilmek için konuşmasına kulak kesiliyorsun. Eğer karşıdakinin senin cinsinden olduğunu tespit edersen, yüreğin ağzına geliyor. Aklına sorular üşüşüyor. Kim bu tınısıyla sinirlerini bozan sesin sahibi? Yabancı mı, yoksa tanıdığın biri mi? ‘Zararsız’ mı aslında, yoksa ‘tehlikeli’ mi? Neden arıyor? Ya o?.. Neden bu kadar ‘sevecen’ davranıyor? Söz konusu olan önemli bir mesele mi, yoksa muhabbet boşuna mı uzuyor? Dinlemiyormuşsun, duyduklarını önemsemiyormuşsun, kendi işine bakıyormuşsun gibi yapsan da, ‘görünmez düşman’ınla samimiyet derecesini anlamaya çalıştığını ele veriyor gerilen yüzün, titreyen sesin, asabi ellerin.
Yanına senin cinsinden birinin yaklaşmasına tahammül edemiyorsun hiç. Onu izlemekten alamıyorsun kendini. Flörtöz bir gülüş mü var yüzünde yoksa mesafeli bir tebessüm mü? Neye şahit olursan ol, ona güvenemiyorsun. Arkanı döndüğünde o mesafeli tebessümün neye dönüşeceğini kestiremiyorsun.
Yazının devamını okumak için tıklayın.