Bir gün gideceksin işe, ‘tuhaf’ bakışlarla karşılaşacaksın.
Sen canhıraş dünden kalan işlerini bitirmeye çabalarken, masandaki telefon iki kere kısa kısa çalacak. İç hattan arandığını anlayacaksın. Telefonu açacaksın. ‘Personel’ seni odasına davet edecek. ‘Allah allah. İmza atmam gereken evrak mı var acaba” diyeceksin yerinden kalkarken.
Lacivert kalın klasörlerle dolu odaya girip oturacaksın.
Huzursuz bir sessizlik çarpacak yüzüne. Yere tavana bakan surat, nereden başlayacağını bilemeyecek söze. Havadan sudan girecek önce. Hal hatır soracak. Eveleyip geveleyecek.
Anlayacaksın ‘bir şeyler’ olduğunu.
Bekleyeceksin acemi girizgâhın bitmesini.
Sonra ‘gerçek’ gelecek.
Ya ‘performansın’dan bahis açacak karşındaki, ya ‘şirket politikası’ndan. Ya ‘yetersiz’ bulunduğunu söyleyecek, ya da ‘şirketin küçülmeye gittiğini.’
Düşüneceksin. Aklına yatmayacak söylenenler. Ama ses çıkarmayacaksın.
Yasal haklarını isteyeceksin.
Direnmeyip hesaplayacaklar hemen.
Beş dakika sürecek işvereninin kalbi kadar temiz bir sayfaya dökülmesi tazminatının.
Yazının devamını okumak için tıklayın.