Darbe her zaman en yakınındakinden gelir.
Bıçağı sırtına en beklemediğin anda onun elinden yersin.
Kendini kollamaya ihtiyaç duyabileceğini düşünmezsin çünkü onun yanında.
Bütün kalkanlarını indirirsin.
Belinden çıkarır koyarsın önüne bıçağını.
Arkanı dönersin.
Kendi bıçağını sırtının ortasına onun elinden yersin.
Canın yanar.
Ama bıçaktan çok, bıçağı tutan el yaralar seni.
Beklemezsin ‘bunu yapmasını’ ondan.
İnanamazsın.
Şaşacak bir şey yoktur oysa.
Sen kendini kendi ellerinle, bile isteye teslim etmişsindir ona.
‘Dost’una...
Kendinden bile sakındığın karanlık sandığının paslı kilidinin anahtarını, belindeki bıçağın kılıfını onun eline sen vermişsindir.
‘Güvenmek’ için onu seçmişsindir.
Bunu, sadece güvenmeye ihtiyacın olduğu için yaptığını hiç düşünmemişsindir.
‘Dost’ diye biri yoktur aslında.
Onu sen yaratırsın.
‘İnanmaya’ duyduğun ihtiyaçla nasıl yarattıysan Tanrı’yı, ‘güvenmeye’ duyduğun ihtiyaçla da ‘dost’u yaratırsın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.