Tembel çocuğunun başarısızlıklarını örtmek için, kar kış demeyip evin işini gücünü bırakıp her gün öğretmenini ziyaret eden, ona armağanlar alan bir veliye benziyorsun. Öğretmenler gününde elinde bir buket çiçek, kermes zamanı kolunda koca bir çanta, yerli malları haftasında fındık fıstık paketleriyle dolu torbaların arkasında sınıfın kapısında bekleyen, karne gününe yatırım yapan sevimsiz bir kadına benziyorsun bu halinle. Doğurduğunu da kendi gibi sahtekârlığa alıştıran bir anneye...
Veya kafası hiçbir şeye basmayan, sürekli işten kaytaran, esasında bir işe yaramadığı anlaşılmasın ve böyle olduğu konuşulmasın, korunsun kollansın diye amirlerini iltifatlara boğan, onların doğum günlerini evlilik hatta neredeyse sünnet yıldönümlerini kaçırmayan, ütüsü bozuk pantolon gömleğiyle ortalarda gezinip duran orta kademe bir memura...
Sınırlarını biliyorsun. Neyi ne kadar nereye kadar yapabileceğini, nereden sonra bilgi birikiminin tecrübenin yeteneğinin yetmeyeceğini ve durman gerektiğini biliyorsun.
Ama haddini bilmiyorsun!
Kendini on kaplan gücünde hissedip, altından kalkamayacağın işler üstleniyorsun. Sonra beceremeyip etrafındakilerin sırtına yükleniyorsun. Sonra utanmayıp ortaya çıkan işleri sahipleniyorsun.
Kendini perdelemek için geliştirdiğin yöntemlerin bunlar.
Ama bu kadarla da sınırlı kalmıyorsun.
Yazının devamını okumak için tıklayın.