Dökülüyorsun.
İki ayağın üstünde durmaya çekiniyorsun. Etlerin sanki yere yağıyor.
Üstüne turuncu örtü attığın geniş koltukta dizlerini göğsüne çekmiş oturuyorsun.
Arada bilgisayarını kucağına alıyorsun.
Birkaç gün yaşındaki kocaman karyolanın ortasında kıvrılıp nokta gibi kaybolmaya mecalin yok.
İzlememekten bozulacak diye korktuğun iki kumandalı televizyonunun birinci resmî kanalında rastladığın çizgi filme bakıyorsun. Sekiz yaşının hikâye kitaplarının, mutlu ve insan giysili hayvanlarla bezeli renkli sayfalarını hatırlatıyor gördüklerin. Bir tek, hikâyeyi anlatan ve sevmediğin müzikalleri anımsatan şarkılar sinirini bozuyor.
Elin yerdeki kumandaya uzanıyor. Ama daha yakında bekleyen tabaktan ileri gidemiyor. Tabağı kucağına alıp diğer yarılarını buzdolabında bıraktığın meyveleri yemeye çalışıyorsun.
Zorlanıyorsun.
Küçük ağzını açmaya çalışırken canın yanıyor. Dilin acıyor.
Bünyen her türlü yiyeceği, kokusuyla birlikte reddediyor.
Bedenin, içine sızmış parazitlerle kendi başına daha fazla mücadele edemiyor.
Takviyeye ihtiyacı var.
Bugün cuma. Resmî tatil bitti. Eczaneler açıktır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.