Kulakları tırmalarcasına yükselttiğiniz sesinizde öfke var. Çizgileri kasılmış yüzünüzden nefret okunuyor. Söylenenleri dinlemiyorsunuz. Siz sadece kendiniz söylemek istiyorsunuz.
Samimiyetle ezildiğine inandığınız hemcinslerinizin haklarını savunurken öyle sert tepkiler veriyorsunuz ki, savunmaya geçmekten başka bir seçenek bırakmıyorsunuz karşı cinse.
‘Bir’ olaydan yola çıkıyorsunuz ama mutlak surette içinde ‘erkek egemen toplum’ ifadesinin yer aldığı klişe cümlelerle bütün bir erkek nesline saldırıyorsunuz.
İşin ‘insan’ boyutundan uzaklaşıyor, dile getirmek istediğiniz bütün sorunları salt ‘cinsiyet’ eksenine oturtuyorsunuz.
Bu yüzden haklıyken haksız duruma düşüyorsunuz.
Kusura bakmayın ama giderek daha da sevimsizleşiyorsunuz.
‘Ne’ söylediğiniz kadar ‘nasıl’ söylediğiniz de önemli hâlbuki.
Hep ‘erkeğin kadına’ yaptıklarından ve yapamayacaklarından bahsediyorsunuz. Oysa ortadan kalkmasını istediğinizi söylediğiniz, lânetlediğiniz eylemlerin hiçbirini ‘insanın insana’ yapması kabul edilemez. Kimse kimseye vuramaz, kimse kimsenin burnunu kesemez, kimse kimsenin saçlarını çekemez, kimse kimseye sövemez, kimse kimsenin kafasından aşağı bir kavanoz dışkı boşaltamaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.