İstediğimiz bir yerde, istediğimiz bir anda, yaşadıklarımızın istediğimiz kadarını kusabilseydik keşke.
Uyku tutmayan gece yarılarında gidip başında durduğumuz lavaboya... Yürüdüğümüz kaldırımın kenarına... Tırmandığımız bir merdivenin destek aldığımız tırabzanlarından aşağıya... Son sürat giderken takla atma pahasına aniden frene basıp durdurduğumuz bir otomobilin camından dışarıya... Uzun bir gemi yolculuğunda köpüren suya...
Kusabilseydik keşke yaşadıklarımızı...
Hepi topu yutağa yerleştirilecek iki parmağa bakardı.
İstersek kusarken gözlerimizi kapar, çıkardıklarımızı görmezdik. Ama istersek de memnuniyetle bakardık bünyemizden kendi isteğimizle attıklarımıza.
Hayatımızın safralarına...
Gözümüzün önünden gitmeyen kareler küçülür, kibrit kutusu kadarcık bir alana sığardı.
Aslında hiç doğmamış olmalarını tercih edeceğimiz, şiddetle uzayda sonsuzluğa savurmak istediğimiz kişiler ufalır, çöp adamlara çöp kadınlara dönerdi.
Elle tutup gözle göremediğimiz şeylerden de kurtulurduk o zaman.
Lavaboya boşalttığımız deneyimlerimizin üstüne musluğu açardık.
Yazının devamını okumak için tıklayın.