Yapamadığını yapana, olamadığını olana hayran olursun sen.
Benzemek isteyip de bir türlü dönüşemediğine.
Düşünemediğini düşünene...
Söyleyemediğini söyleyene...
Kırıp dökebilene...
Havaya sunturlu bir küfür savurabilene...
Damarına basan herifin tekine tekme atabilene...
Basıp gidene...
Kapıyı çarpıp çıkabilene...
Vazgeçmeyi bilene...
Terk edebilene...
Korkularının üstüne gidebilene...
İtiraf edebilene...
Herkese ve her şeye hükmedene...
Hayranlık duyarsın.
Ya seversin onu ya da ondan nefret edersin.
Ya ‘kahraman’ ilan edersin onu ya da ‘düşman.’
Seversen gözlerin büyür ona bakarken, ışıldar. Yüzün çözülür. Ondan bahsederken sesinin rengi değişir, vücudun gevşer. Översin onu, insanüstü bir varlıkmış gibi sunarsın. Tıpkı çocukluğunda toplayıp arkadaşlarını, evde izlediğin vurdulu kırdılı bir filmin öykündüğün kahramanını anlattığın gibi anlatırsın onu hiç tanımayanlara.
Yazının devamını okumak için tıklayın.