Göğsünün üstüne oturmuş sanki dünya...
Öyle ağır ki eziliyorsun altında. Nefes alamıyorsun. Bir kibrit çakılmış da sanki, sönerken çıkardığı o geniz yakan dumanı solumaktan bir türlü kaçamıyorsun.
Çaresizlik içinde kıvranıyorsun. Her şey çözümsüzmüş gibi görünüyor gözüne. Giderek tek gözlü korkunç deve dönüşen sıkıntılarının yanında kendini ‘ufacık’ hissediyorsun. Kocaman ayakları altında ezilecekmişsin gibi geliyor.
Yüreğin sıkışıyor. Düşünüp duruyorsun nasıl düzlüğe çıkacağını. Bir türlü çıkamıyorsun içinden.
Yanında olduğun yıllar bir yana, birlikte geçirdiğin saatlerin giderek işkenceye dönüştüğü kişi hayatından hiç çıkmayacak, kâbusların son bulmayacak sanıyorsun. Bir şeyler yapmanı bekleyen suçlar bakışlardan bir türlü kurtulamıyorsun.
Gövden yanarak acıyor. İçin boydan boya jilet çiziği, inceden inceye kanıyor.
Hayatında bugünden, şu saatten, işte içinde bulunduğun şu andan daha kötü bir anın hiç olmamış gibi geliyor.
Oysa daha kötü günlerin oldu senin.
Harabeye döndüğün, ne varsa midende çıkarmak istediğin, bir elini koyup lavabonun kenarına bir gece vakti gözlerin kan çanağı aynada kendini seyrettiğin, buz kestiğin, uykusuz gecelerin sabahlarında evin eşiğinden sokağa bir hayalet gibi süzülüverdiğin, yüzün asfalt rengi gözlerinin etrafında mor halkalar ceset gibi gezdiğin günlerin oldu senin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.