Yaşamlarınızın bir döneminde yollarınızın mecburen kesiştiği, ister istemez hayatlarınıza dâhil ettiğiniz ve hayatlarına dâhil olduğunuz, neticede her biriniz bir yana dağılırken koptuğunuz, doğrusu yokluklarını hiç de hissetmediğiniz kişileri neden yıllar sonra böyle hararetle arıyorsunuz?
Birbirinizin frekansından çıktıktan sonra bambaşka hayatlara geçiş yaptığınızı, bir ölçüde mutasyona uğradığınızı bildiğiniz halde niçin onları bugün yaşadığınız hayata katmaya, ilişkinize veya iletişiminize kaldığınız yerden devam etmeye çalışıyorsunuz?
Geçmişi mi özlüyorsunuz yoksa geçmişinizi mi?
Eşya gibi herhangi bir cansız nesneyi değil de, birtakım insanları arayıp bulma çabası içine girdiğinize göre, geçmişi değil geçmişinizi özlüyor olmalısınız.
Niye özlüyorsunuz geçmişinizi peki?
Renkli anılar biriktirdiğiniz için mi?
Bugün kendinizi dünden daha az iyi hissettiğiniz için mi?
Dün kendinizi bugünden daha iyi hissettiğinden mi?
Kaçıp gittiği duygusu uyandıran zamanı yakalayıp avuçlarınız arasında hapsetmek için mi?
Sizi heyecanlandıran, kalın bir örümcek ağı ardına gizlenmiş hissi yaratan o artık ‘dokunulamaz alan’da kalan kısa zaman parçalarını, o zaman parçaları içine karışmış kişiler aracılığı ile bugüne taşıma ihtimali olabilir mi?
‘Özlediğiniz dün’ü geri getiremediğiniz için ‘dün’ünüzün insanlarını bugününüze yamamaya çalışıyor olabilir misiniz? Aslında aradığınız birkaç kişi iken, kapılarınızı geride bıraktığınız kimselerin tamamına bu yüzden açıyor olabilir misiniz?
Dünü, geride bıraktığınız iyi zaman parçalarını yeniden yakalama telâşı olmalı bu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.