Birbirinize değil, birbirinize yüklediğiniz anlamlara heyecan duyarsınız siz.
Sanki kocaman bir yapbozun kaybolan parçasından kalan boşluğu toz boyalarla doldurur ya da geniş bir patchwork örtünün yırtılan parçası yerine yeni bir parça uydurur gibi hayatınızı yamamaya çalıştığınız için yaparsınız bunu.
Zihninizden geçenlerin, birinin dilinden döküldüğünü gördüğünüzde bu yüzden irkilirsiniz.
Sözlerin sahibiyle bu yüzden ilgilenirsiniz.
‘Boşluğunuzu’ doldurmak için onu seçersiniz.
Ve görünmez sihirli değneğinizle dokunursunuz ona.
Yetmez ama...
Bir avuç dolusu yıldız tozu serpersiniz üstüne.
Aslında ‘olmayan’ biri çıkar ortaya.
Olmadığı bir kimlik biçersiniz siz ona.
Olmadığı kadar zeki...
Olmadığı kadar yetenekli...
Olmadığı kadar bilgili...
Olmadığı kadar adaletli...
Olmadığı kadar yürekli...
Olmadığı kadar dürüst...
Olmadığı kadar vicdanlı...
Olduğuna inanırsınız.
Onun ‘öyle’ olduğuna inandırırsınız kendinizi.
Daha da ileri gider, cinsinin bütün diğer üyelerini bir yana onu bir yana ayırırsınız.
Yarattığınızın bir ‘illüzyon’ olduğunu anlamanız zaman alır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.