Kimsin sen?
O sırma işlemeli kadife, yakası kürklü pek süslü kaftanı kim giydirdi üstüne? Başına o koca kavuğu kim taktı? Kim yerleştirdi o hançeri beline? O altından tahta kim oturttu seni? Böylesi geniş topraklara yayılmış bir saltanat ilan etmene kim izin verdi?
Yanındaki kadın mı? O mu böyle seni sana olduğundan başka bir şeymişsin gibi hissettirdi? Dahası, öyle olduğuna gerçekten inandırdı?
Peki, sen onun biçtiği kaftanla, çıkardığında kendini çırılçıplak hissettiğin kavuğunla, heybetine heybet katan görkemli tahtında otururken onun için ne yaptın? Olur olmaz yerde çıkarıp salladığın hançeri, kendin için kimse için değil, onun için, sadece kadının için kime sapladın?
Bugüne kadar tahtının ihtişamıyla göz kamaştırmaktan, oturduğun yerden görüntünle ve gür sesinle savurduğun sözlerinle nam salmaya çalışmaktan, sürekli bir şeyler buyurmaktan, hiç durmadan ferman çıkarmaktan, hükmünü yitirmeye mahkûm kâğıt parçalarına tuğranı basmaktan, başkentinin en yüksek tepesine çıkıp uçsuz bucaksız ülkene gururla bakmaktan başka ne yaptın?
Sana bağışladığı hayatının o geniş alanında hüküm sürmeyi hiç reddetmedin ama o alana bir saldırı olduğunda kenara çekildin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.