Basit, kendi halinde bir hikâye... Okuması berrak bir suyun yüzeyine yakın hareket eden balıkları izler gibi... Olağanüstü bir şey yok ama dinlendirici...
***
Egbert, bir güvenciliğe mi yoksa bir bomba fabrikasına mı girdiğinden pek emin olmayan, bu yüzden de kendini her ikisine de hazırlamış bir adam tavrıyla geniş, loş salona girdi. Öğle yemeği sırasında geçen küçük karıkoca kavgası henüz tatlıya bağlanmamıştı ve Lady Anne’in dargınlığı sürdürüp sürdürmeyeceği belli değildi. Lady Anne, çay masasının yanındaki koltuğa bütün heybetiyle, kaskatı oturmuştu; Egbert’in kelebek gözlüğü ise bu kasım akşamüstünün alacakaranlığında Lady Anne’in yüzündeki ifadeyi seçmekte hiçbir işe yaramıyordu.
Egbert, ortalıkta dolaşıp duran buzları kırmak için göğü kaplayan puslu, ruhani ışıktan söz etti. O ve Lady Anne, kış ve güz sonlarının akşamüstü saatlerinde, saat 4.30 ile 6.00 arasında hep aynı şeyden söz ederlerdi; bu evlilik hayatlarının bir parçası haline gelmişti. Konuyu ilk açana verilecek gelenekselleşmiş bir cevap yoktu. Lady Anne sesini çıkarmadı.
Don Tarquinio, Lady Anne’in keyifsiz olması olasılığına hiç aldırmadan Acem halısına uzanmış, şöminedeki ateşin tadını çıkarıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.