Tanrının öfkeli anlarından birinde yarattığı ruhlardan biridir o. Mutlu olma ve mutlu etme yeteneğinden mahrum bıraktığı, farkında olmadan kendisi gibi ‘yaratma’ ve ‘yok etme’ yeteneğiyle donattığı, sıradan kulları arasına katmak istediğinde artık çok geç olduğunu görüp üzerine lânetler yağdırdığı bir ruh...
Kalabalıklar arasındayken bile tanıyabilirsiniz onu. Yüzünde taşıdığı donuk ifadeden, her an hunharca bir cinayet işleyecekmiş gibi bakan gözlerinden, soluk benzinden, kurşuni sesinden, neşeli bir kibirle kurduğu sakin cümlelerinden anlayabilirsiniz ‘o’ olduğunu. Görünmez bir mıknatısla herkes gibi sizi de kendine çeker.
Merak edersiniz. Yaklaşmak, yakından bakmak, ona bir kere dokunmak istersiniz. Çok... çok arzularsınız onu.
Sonra bir gün dokunursunuz. Ve ona bir kere dokunduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz... Artık isteseniz de uzaklaşamazsınız ondan. Kalabalık yörüngesine dâhil olursunuz. Sizin gibi yarım kalmış heyecanlar yaşayan, bu heyecanlardan hayaller yaratan, varlığını farkında olmadan ‘o’na sahip olmaya adayanların arasına katılırsınız. ‘Uydular’ın... ‘Uyduları’nın...
Süregiden bir mücadelenin içinde bulursunuz kendinizi birden. Sürekli birbirinin yerine geçmeye çalışan ‘uydu’lara uyum sağlarsınız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.