Uzun boylu şurup kutularına pamuk giydirip kardan evler yaptığımız, abaküsle sayı saydığımız, fasulye taneleriyle yazı yazdığımız, evde bizden büyük eşyaların arkasına saklandığımız, geceleri rüyalarımızda oyuncak sayıkladığımız, kendimizi solucanları ikiye bölüyoruz diye suçlu hissettiğimiz, yakan top oynarken can alınca kucak dolusu sevindiğimiz günlerde bize anlatılanlara nasıl da inanmıştık...
Dünya renkli büyük resimlerle bezeli masal kitapları kadar güzeldi sanki o zamanlar...
Bütün kötüler, kötülükler Kaf Dağı’nın ardındaydı. Her şey pek iyi pek güzeldi.
Dünya bir ebemkuşağıydı. Bütün renkler yağmur sonrası gökyüzünde gördüğümüz kadardı.
Anneler bütün çocuklarını çok sever, babalar kızlarını sakınır, kardeşler birbirini korur kin gütmezdi. Dostluklar komşuluklar bir ömür boyu sürer, âşıkları ancak ölüm ayırırdı. Polisler bütün suçluları yakalar, hâkimler kanunları uygulayıp onları hapse atardı. Zenginler fakirlere yardım eder, iyi insanlar evsizlere evini açardı. Doktorlar para istemeden hasta çocukları tedavi ederdi. Mimarlar kusursuz projeler çizer, mühendisler hep çok sağlam binalar dikerdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.