Bunu bize biz daha küçük bir kız çocuğuyken öğrettiler. Bayramlık elbiselerimizi giydirip ‘eteklerini indir’, ‘bacaklarını bitiştir’, biraz büyüyünce ‘belini kapat’, ‘eğilirken göğüslerine dikkat et’, yetişkinliğe adım atarken ‘erkeklere dikkat et’ diyerek, bedenimizin saklanması sakınılması gereken bir mücevher kadar değerli olduğunu işlediler zihnimize.
Bizi bedenimiz hakkında düşünmeye zorladılar fark etmeden.
Değerli bir şeydi mücevher. Bozdurursak çok para ederdi. Hatta kiralarsak esas sahibi biz olacağımızdan uzun vadede daha çok para ederdi. Ama bir tercihti bu neticede. Onu satmayıp kiralamayıp, ona iyi bakıp iyice parlatıp, göz alıcı bir hale getirip vitrine de koyabilirdik. Onu camın gerisinden geçenlere hayranlıkla izletip, yakından bakmak isteyenlerin kısa bir süreliğine dokunmasına izin verip, sonra yine vitrindeki yerine yerleştirebilirdik. Aslına bakılırsa bu daha iyi bir fikirdi. Böylece fiyatını artırırdık çünkü. Hem bu kadar değerli olduğuna göre bu etten elbise, daha başka işlerimize de yarardı.
Onu taliplerine ya da muhtemel taliplerine doğru zaman ve zeminde sunduğumuzda her kapıyı açardı. Meselâ istediğimiz ders notlarına sahip olabilir, istediğimiz işte çalışabilir, istediğimiz zaman terfi edebilir, istediğimiz köşeyi kapabilir, istediğimiz ihaleyi kapatabilir, istediğimiz kadar çok para kazanabilir, gardırobumuzu baştan aşağı yenileyebilir, istediğimiz semtte istediğimiz evde denize nazır oturabilir, istediğimiz dilleri öğrenebilir, istediğimiz ülkelere tatile gidebilir, özetle ‘sınıf atlayabilir’dik.
Yazının devamını okumak için tıklayın.