Henüz ismi bile konmamış bitkilerle yırtıcı hayvan kanlarının, tanımlanması zor renklere dönüşmüş akışkan karışımlarla gizemli tozların, minik tüylerle küçük bez parçalarının buluştuğu bir cadı kazanı gibi kaynar içiniz. Ateşin giderek artan etkisiyle boğuk sesler çıkararak göz göz kabaran, o kabaran gözleri kendini çoğaltmak üzere sönerken etrafa sıçrayan, sıçrayıp yaktığı yerlerde karanlık çukurlar açan bir cadı kazanına benzersiniz siz.
Her gün yeni sözler, görüntüler yüklenirsiniz çünkü. Anlamlandıramadığınız ya da anlamlandırmak istemediğinizden üstünde durmadığınız, ilk defa karşılaştığınız ve tekrar etmeyeceğini düşündüğünüz için olağan saydığınız, önemsememeyi, görmezden gelmeyi tercih ettiğiniz sözleri, görüntüleri hafızanızın bir köşesinde biriktirirsiniz farkında olmadan.
Günün birinde zaman aynasından yansıyanlara baktığınızda yüz yüze gelirsiniz onlarla.
?aşırırsınız ‘gerçek’lerle karşılaşınca...
O aynanın bulanıklaştırarak kendi içine gömeceği ‘hayatınızın önemsizleri’ değildir sizi rahatsız eden. ‘Ayrıcalık’ bağışladığınız ruhun, suretin bıkıp usanmadan yansıttıklarıyla yaralanmışsınızdır. Kırılmış, incinmiş, örselenmişsinizdir; canınız yanmıştır.
Denersiniz ama hazmedemezsiniz‘gördüklerinizi.’ Kötü kokan bir havayı solumaktan, midenizi bulandıran bir lokmayı yutmaktan farklı değildir bu his.
Yazının devamını okumak için tıklayın.