Çarşamba , Haziran 29 2016
Anasayfa / Manşet / ‘Gaf’ mı, ‘taktik’ mi
‘Gaf’ mı, ‘taktik’ mi

‘Gaf’ mı, ‘taktik’ mi

Murat Belge | TÜRKİYE’NİN HALLERİ

Şu “Hitler” hikâyesinin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum. İki gün önce bu konuda yazdığımda Erdoğan’ın konuşmasını kendim dinlememiştim, “söylemedi” iddiaları vardı; “umarım birkaç güne kadar söylenen sözün ne olduğu anlaşılır, kesinleşir” demiştim; kesinleşti.

Söylenen bağlam da belli: olumlu örnek olarak anıyor “Hitler Almanyası”nı. Bir yandan “Başkanlık” diye tutturmuşken, “Sonra ya Hitler’e dönerse” diye uyarıda bulunacak değil.

Öyleyse saray ne yapıyor? Bir açıklama yapma gereği duyulduysa –ki böyle bir konuşmadan sonra herhalde duyulmalı– “yanlış anlamaya yol açılabilir… demek istedi ki…” yollu bir şeyler söylenebilirdi. Ama hayır, günümüzün üslûbu bu değil. İlle birileriyle kavga edeceksin: “kasten çarpıtıldı” vb. Oysa söz söylenmiş, orta yerde duruyor, çarpıtan filan da yok.

Konu üstüne yazanlar “Saray”ın müdahalesini, Tayyip Erdoğan’ın yaptığı “gaf”ı düzeltme çabası olarak değerlendiriliyor. Ben bunun bir “gaf” olduğundan emin değilim.

Genel anlamda, evet, “gaf” sayılabilir. Bugün dünyanın neresinde olursa olsun, Hitler’i yapmak istediğin şeyin modeli olarak öne sürersen, büyük çoğunluk buna tepki duyacaktır. O bakımdan da bu bir “siyasi gaf” olarak nitelenir.

Ama olaya daha yakından bakınca bazı başka –önemli– ayrıntılar işin içine giriyor. Diyelim ki aslında Hitler’in temsil ettiği şeylere bir yakınlık duymuyorsun; konuşurken aklına doğru söz mü gelmedi, ne olduysa, “Hitler” deyiverdin. Buna ben “gaf” derim. Ya da Hitler’in temsil ettiklerine yakınlık duyuyorsun (bu dünya da böyleleri de hâlâ var), aklında onları tekrarlamak var. Ama henüz bunları yapacak konuma gelmemişsin. Aklından geçirdiğini ağzından kaçırıyorsun. Buna da “gaf” derim.

Bir de var ki, aklından bunları geçiriyorsun, bunu bir şekilde açıklamak da istiyorsun. Şimdi Erdoğan’ın yaptığı gibi bir cümle söylüyor, çok üstüne gitmiyorsun; derken yeni bir vesile oluyor, bir iki adım ilerisini söylüyorsun… falan filan. Durum buysa burada “gaf” yok. “Taktik” var.

Bence olan, bu sonuncusu. Onun için yazıya “Hitler hikâyesinin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum” diyerek başladım.

2002’den bu yana Tayyip Erdoğan genel ortamda, siyaset hayatında “gaf” kategorisine sokulacak çok şey söyledi. Örneğin demokrasiyi otobüse benzetmesi! İstediği yerde binip istediği yerde ineceğini söylemesi demokrasiye nasıl bir “sinisizim” içinde baktığını gösteriyordu. Bu bakımdan bir “gaf”tı tabi. Ama 2002’den 2016’ya bir siyasi pratik var gözümüzün önünde; bir başlangıç noktası ve bir de “gelinen nokta” var. Bunları hesaba katarak baktığımızda o sözler gaf filan değil; artık “açıklama” mı dersiniz, “itiraf” mı dersiniz, ama sonuçta Tayyip Erdoğan’ın gerçek düşüncesini açığa vuran bir beyanat olduğun anlaşılıyor.

Bu son durum da böyle. Tayyip Erdoğan “Otobüs/ Demokrasi” sözleri tartışılırken kendisi yeniden söz alıp “Öyle demek istemedim/ Böyle demek istedim” yollu bir açıklama yapmadı. Sözünü geri almadı. Savunmadı da. Ama pratiğiyle o sözün içeriğine bağlı olduğunu kanıtladı. Şimdi de aynı şekilde davranacağını tahmin ediyorum.

Çünkü Tayyip Erdoğan’ın Hitler fenomenini dünya halkının büyük çoğunluğu gibi gördüğü kanısında değilim. Kendi davranışlarına bakınca, sanki o modelden ödünç alındığı izlenimini veren birçok öge görülüyor.

Ama kendi zevk ölçütleri ya da özlemlerinden bağımsız olarak, hitap ettiği tabanın önemli bir kesiminde de bu model onaylanacaktır. Türkiye’de Almanya ve Hitler her zaman belirli bir takdirle gözlemlenmiş, karşılanmıştır. Bu, bürokratik- devletçi gelenekte de böyledir, daha orta ve alt- sınıf temelli sağ- muhafazakâr tabanda da. Şu son dönemde Hitler- Jugend’i aratmayacak bir “Erdoğan- gençliği” kurmanın potansiyel tabanı ve belki bazı girişimleri de var bu memlekette. Böyle çok sinyal gördüğüm için 3 Kasım’da yazdığım yazıda, “1933’te 6 Mart sabahı Almanya’da uyanmak gibi bir ruh hali” cümlesini yazdım.

Dolayısıyla Erdoğan’ın bu konuşmasını “gaf” diye, ağızdan kaçırılmış bir sır gibi ya da Freud terminolojisinde bir “lapsus” olarak değerlendirilmek eğiliminde değilim. “Bize bir haber verildi” diye bakıyorum.