Boşluktayız. Tehlikeli bir boşluktayız. Zalim imkânlara açık bir boşluktayız. Bu boşluğu görmeliyiz. Boşluğu ezberden doldurmamalıyız.
‘Otoriter olan’, bu boşluğu görmezden gelmemizi istiyor. Çünkü bu boşluk, otoritenin boşluğu, otoriterliğin boşluğu.
Boşluğu görebilmek için olan biteni bütün basitliğiyle okuyabilmeliyiz. Aşırı okumalara, yorumlamalara girmek demokrasi açısından büyük tehlike.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve oy dağılımı derinlemesine okunması gereken bir şey gibi sunulmak isteniyor. Ve herkes bunun üzerine atlıyor.
Halbuki, basit bir gerçek var. Anayasa kaybetti. Anayasa Mahkemesi kaybetti. Abdurrahman’ın davası Türkiye’nin davası olmadı. Olamadı. Abdurrahman Türk hukukunu dünya âleme rezil etti. Abdurrahman’ın iddiasını kabul eden Anayasa Mahkemesi kendi ipini çekti. Sistem çöktü. Devlet bölündü. Yargı bölündü. Yargıdakiler bunu biliyor. Devlettekiler bunu biliyor. Asker bunu biliyor. Biz niye bilmeyelim? Biz niye görmeyelim?
Sistem çöktü ve iç savaş çıkmadı. İç savaş çıkmadı diye sistemin çöktüğünü görmezden gelmeyin. İç savaş goygoycularının tayyaresinden inin. İç savaş çıkmadan da bir sistem çöker, yerine yenisi kurulur. Bu mümkündür. 2008 yılında, Avrupa’nın kıyısında, mümkündür.
Türkiye’yi mutlaka bir kazananı ve kaybedeni olması gereken bir mücadeleye AKP sürüklemedi. Resti AKP çekmedi. Resti demokratlar çekmedi. Resti liberaller çekmedi. Resti Türkiye çekmedi. Türkiye resti görmek zorunda kaldı.
Restleşilirse, sonunda birisi masadan kalkar. Bedavaya restleşme olmaz. Fasulyelerle oynamıyorsanız tabii. Bu saatten sonra Türkiye hâlâ fasulyelerle 1,5 sene oynatılabiliyorsa, vay halimize.
Yazının devamını okumak için tıklayın.