Bu dünyada ve her dünyada kıyamet kopacak. Bu kesin bir bilgi. Dünya yok olacak. Dünyayla beraber bizim hayat diye bildiğimiz her şey de belki ateşte yanacak.
Din ve bilim ‘başlangıcımız’ konusunda tam olarak anlaşamıyor olabilir ama sonumuz konusunda tam bir ittifak içinde. Dünyanın sonu kıyamet.
Bilim ‘bilimsel’ olabilir, ama sıradan insanla kurduğu ilişki ‘dînî’ bir ilişkidir. Her din gibi, bilimin de sıradan insanın muhayyilesiyle rabıtası tasvirler ve tasavvurlar üzerinden ilerler.
Bilimin yarattığı her yeni tasvir, her yeni tasavvur, hem insanı hem de insanlığı geri dönüşsüz bir şekilde değiştirir.
İlk dünya haritasını gören insan bir daha eskisi gibi olamaz. Dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğrafından sonra artık yaşadığımız dünya aynı dünya değildir. Dünyayla ilgili hissiyatımız, maneviyatımız değişmiştir.
Memleketimde herkes, günlerce orada, CERN’de, ne olup bittiğini anlamaya ve anlatmaya çalıştı. Halbuki anlatmaları ve anlamaları gereken işin bilimsel boyutu değil ‘manevi’ boyutuydu. Sıradan bir Batılı da orada ne olup bittiğini anlamıyordu ama bizden çok farklı şeyler hissediyordu.
İnsanlığı CERN’e götüren bilim macerası yolda birçok tasvir ve tasavvur yarattı. Bunlar da, Batı’da sıradan insanın ruhunda tıpkı dünyanın uzaydan fotoğrafı gibi zaman içinde yavaş yavaş yer etti.
Karadelik tasavvuru bunlardan en derin iz bırakanıydı. Uzaydaki her şeyi yutan karadelikler. Galaksimizin ortasında bile koskoca bir karadelik vardı. Bütün bir galaksi bu karadelik tarafından yutulmak üzere onun etrafında dönüyordu.
Karadelikleri yaratan patlayan yıldızlardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.