Türkiye tam bir sanayi toplumu olamadan bir ‘hizmet’ toplumu oluverdi. Ekonomik değerin yüzde 60’ı hizmet sektöründe, yüzde 30’u sanayide, yüzde 10’u tarımda üretiliyor artık. Basit rakamlarla sabit bu büyük hakikati, bu hızlı sıçramayı idrak etmeyen, Türkiye’nin demokrasi ‘ihtiyacının’ hakikiliğini de fark edemez. Üretim ilişiklerini de, sağdan soldan ezelden ezberden okur.
Ve sonra oturup, ‘geleceğin’, yani ‘bilinmeyenin’ muhayyel endişesiyle, geçmişin taş gibi gerçekleşmiş zulmünü aynı terazide tartarak, gelecekle geçmişi birbirine tam denk kılarak, siyaseti felce uğratır. Birilerinin hiç değişmeyen hislerine, hırslarına simültane tercüman olur...
Halbuki tarih, mükemmelden çok çok çok uzak rejimlerin ve sistemlerin, mükemmelden çok uzak insanlar tarafından değiştirilmesinden ibarettir. Tarihi yapan cennetten çıkma ulvi ve uhrevi bir ‘insan’ değildir. Önce insanları temizleyip sonra toplumu değiştirmek iddiası, bir modernist sanayi toplumu hurafesidir. ‘Temizlik’ bitmez, değişim vakti bir türlü gelmez.
Demokrasi talebi bu topraklarda hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı. Demokrasi hiç bir zaman bu milletin ‘zenginlik’ mücadelesine bu raddede denk düşmemişti.
Makinelerin, üretim şeritlerinin, fabrika bacalarının azaldığı bir üretim biçiminde ‘liberal demokrat değerler’, üretilen ekonomik değerin de vazgeçilmez bir parçasıdır.
Sovyetler Birliği koskoca bir devlet aygıtının ittirmesi ve büyük devlet sermayesiyle, bir ‘erke dönengeci’ bulma şerefine nail olmasa bile, aya gidecek kadar ‘sanayileşebildi’. Ama liberal demokrat değerler gelişmeden, hiçbir ülke hizmet sektörünü derinleştiremez, geliştiremez. Zaman içinde yepyeni bir dünyada nefesi tükenir, olduğu yerde yığılır kalır.
Hizmet sektörünün ‘katma değer’ üretebilmesi için ‘çağdaş demokrat değerlere’ neredeyse bir ‘girdi’ olarak ihtiyacı vardır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.