Eskiden takmıyordum. Ama şimdi, ‘merkez’ hacıyatmaz şilebinin burnunu ağır ağır çeviriyor. Yeni ‘çıkar rotasını’ çiziyor. Sana bana taktığı isimle, aslında rejime bir isim, dahası bir nişan takmış oluyor. Birileri ‘liberal’ olabildiğine göre, epey ‘demokratik’ bir ortamda yaşıyor olmalıyız.
Hile yapıyor. Sahtekârlık yapıyor. Türkiye’de hiçbir yere oturamayan anlamları, hep ayakta sıra beklemeye mahkûm kavramları döküyor masanın üzerine. Bir bakmışsın sen ben o, ‘liberal’ olmuşum. Buna niye bu kadar takıyorsun diyeceksin?
Ben anlamıyorum mesela Mussolini İtalyası’nda ‘liberal’ ne demektir? Yani insanın bir hayvan sürüsü gibi ‘birlik’ halinde yönetildiği bir rejimde, ‘liberal’ olmak ne demektir, anlamıyorum. Ne kadar okusam, hiçbir yerde cevabını bulamıyorum.
Benim üzerimden, gıyabımda, bana taktığı isimle, rejimi, felaketi parlatıyor, reklamını yapıyor.
Ben kendimi altı üstü bir tür ‘direnişçi’ olarak görüyorum.
Bir direnişçinin en önemli siyasi organı gözleridir. Gördüğüne tepki verir, direnişçi. Bakınca görülebilir bir felaket vardır çünkü. Bir direniş söz konusuysa, kılavuz gördüğünüzdür. Ve görmüş olduğunuzdur. Hafızanızdır. Ve tepki verme tarzınız da, refleksi andırır.
Mesela televizyonu açtınız. Uğur Dündar, Ergenekon’da gözaltına alınmış, sonra nedense alelacele salınmış bir generalle röportaj yapıyor.
General sözün bir yerinde, tam bir dakika boyunca, ‘ordunun bağımsızlığından’ bahsediyor.
Ve bu bağımsızlığın ‘ne olursa olsun’ korunması’ gerektiğinden. İşte gördünüz.
Memlekette hak hukuk kalmamış. Allahtan bir yerlerden telefon konuşmaları dökülüyor. Darbe günlükleri sökün ediyor. Avukat diyor ki halk jürisine, dikkate almayın, ‘özel hayata’ müdahaledir bu deliller.
Yazının devamını okumak için tıklayın.