1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:34
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Gökhan Özgün MÜREKKEP 14.08.2008
Gökhan Özgün
Düşünce, ifade ve şeffaflık
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık Gökhan Özgün - Düşünce, ifade ve şeffaflık
Gökhan Özgün köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Adam bir gün, marjinal bir ecnebi kitapta, bir makale okur. Yazı adamın pek hoşuna gider. Adam da der ki, ben okudum bunları, dünya âlem de okusun. Yazıyı çevirir ve yayınlar. Olabilir. Yazı bir mecradır. Bir iletişim aracıdır.

Adam kendi ulaşabildiğine herkesin ulaşmasını sağlar. Bunun adı iletişim özgürlüğüdür. Adam isterse bunları parasını bastırıp bir ilanda, bir billboardda yayınlatabilir. Ya da bir editörü ikna edip bir gazetede de. Bu özgürlüğe, iletişim özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğü denebiliyor buralarda, acaba niye? Bana çok garip geliyor.

Ya da bir gazeteci bir olayı takibe alır, ona ayrıntılarıyla şahit olur. Eğer ahlaklı bir gazeteciyse şahit olduklarını ‘mümkün olduğunca’ kendi yorumunu katmadan yazar. Ve bu yazı yayınlanır. Bu haber alma özgürlüğüdür. Bilme, bildirme özgürlüğüdür. Basın özgürlüğüdür.

Basın özgürse, bunlar yayınlanır. Bu özgürlüğe, basın özgürlüğüne de, fikir ve ifade özgürlüğü muamelesi yapılıyor buralarda zaman zaman. Acaba niye? Bana çok garip geliyor.

Ya da bir başbakan çıkar, türban için ‘Velev ki siyasi simge olsun’ der. Bu bile aslında düşünce ve ifade özgürlüğü değildir. Çünkü bu düşünce başbakana ait değildir. Bunun böyle olabileceğini düşünen, kılık kıyafetin de ifade özgürlüğü alanına girdiğini düşünen hukukçular ve yorumcular bu memlekette zaten mevcuttur. Ve ifade özgürlüğü, şiddeti tahrik etmedikçe üniversitelerden uzak tutulamaz. Bu hak, bu zavallı anayasamızda bile sözde teminat altındadır. Nitekim başbakanın yaptığı da budur. Yorumlardan kendine bir yorum seçmiştir. O yorumları yapanlar hakkında dava açılmamış, başbakan hakkında açılmıştır. Başbakanın bu cümlesi temelinde varolanlar arasından bir ‘seçim’ özgürlüğüdür. (En azından ben bu yorumu ondan önce yaptım ve bana dava açılmadı.)

Yani hâlâ düşünce ve ifade özgürlüğüne gelemedik. Sanırım uzun süre de gelemeyeceğiz.

Düşünce ve ifade özgürlüğü öncelikle birey için vardır. İleriye gitmek, kendi sınırlarını, düşüncenin sınırlarını keşfetmek isteyen birey için. Bu birey de genellikle yazardır. Yazarın birey olamadığı yerde bu özgürlük anlamsızdır.

Ne midir düşünce ve ifade özgürlüğü? Sıkı durun çünkü düşünce ve ifade özgürlüğümü kullanarak söyleyeceğim. Düşünce ve ifade özgürlüğü mesela vatandaşa ‘göbeğini kaşıyan adam’ diyebilmektir. Ya da Mine Kırıkkanat’ın yaptığını yapabilmektir. Kendi vatandaşını içinden gerçekten geliyorsa aşağılayabilmektir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü yalnız başına yazı yazmakla, karşılıklı konuşmak arasındaki farkı bilmektir. Yazıyla siyaseti birbirinden ayırt edebilmektir. Yazı uzlaşmaz, siyaset uzlaşabilir.

Yazı insan ruhunun, bir toplumun ruh haritasını çıkarır. Bizi sınırlarımıza taşır. Ben kendi sınırıma giderim. O da kendi sınırına gider yazarken. Tabii gidebiliyorsam. Tabii gidebiliyorsa.

Bir gün bir masada karşılıklı oturduğumuz zaman, o beni tanır, ben de onu. O benim sınırlarımı bilir, ben de onun. O kimle uzlaştığını bilir, ben de kimle uzlaştığımı.

Benim gözümde, kendini ortaya çıplak atan Bekir Coşkun kendini binbir muğlaklık ardına gizleyen birinden daha fazla işe yaramıştır bu toplumun şeffaflaşmasında. Ve dolayısıyla demokrasiye yaklaşmasında.

‘Laik kesim’ için bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü tamdır. Benim için yarımdır. Bu yüzden onları tamamen tanıyoruz. Beni ise yarım yamalak.

‘Laikleri’ artık iliklerine kadar tanıyoruz. Geriye kalanları çok az. İşin garibi tamamıyla siyasi ve diplomatik olmaya zorlanan AKP’yi, düşüncesinin, mutaassıplık tasavvurunun, asabiyetinin sınırlarını bilmiyoruz.

Bir AKP’li milletvekili hanım çıkıyor. Gençler için bir yasa tasarısı hazırlıyor. Allah allah diyoruz. İnsanları fişlemek için yanıp tutuşuyor bu hanım.

Ben diyorum demokrasilerde ‘Diyanet’ bile olmamalı. Devlet imamı, devlet camisi olmamalı. Bu hanım devlet okuluna mescit sokmaya kalkıyor. Özel okula olsa, neyse.

Şimdi bu hanım, bir yazar olmalıydı. Merkezde bir siyasetçi değil. Çünkü bence sınırları yokluyor kendisi.

Yani, yeni, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa olmadan, AKP karanlıkta.

Dikkatinizi çekerim bunun adı takiye değil. Uzun süre baskı altında kalırsa bir düşünce, karanlıkta sapla saman birbirinden ayrılmaz hale gelir.

Bu karanlık AKP’nin işine gelir mi, göreceğiz. Ama artık teşhir edecek hiçbir şeyi kalmamış ‘laik kesimin’ niye hâlâ işine geliyor? Anlaması zor.

Özgürlüğünü sonuna kadar kullanarak kendini teşhir etmiş ve istemeden de olsa şeffaflaşmış olanın karşısındakine de aynı özgürlüğü sunarak aynı şeyin onun başına gelmesine de öncülük etmesi gerekmez mi?

 

Diğer Gökhan Özgün Makaleleri:
  1. Mürekkebimin sonu - 06.04.2009
  2. Saatlerinizi tekrar ayarlayın - 02.04.2009
  3. Kifayetsizliğimi kabulümdür - 30.03.2009
  4. Seçim tarifesi - 28.03.2009
  5. Tekel değil, ‘çiftel’ - 26.03.2009
  6. İhanete davet - 21.03.2009
  7. İki kez rehin alınmak - 19.03.2009
  8. Maymunlar cehenneminde Muhammed... - 16.03.2009
  9. Halk jürisi - 14.03.2009
  10. Demokrasinin ekonomisi - 12.03.2009
  11. Forza Sicilia - 09.03.2009
  12. Direnişe direniş diyebilmek - 07.03.2009
  13. Çocuktan küfre varmak - 05.03.2009
  14. Eyvah, Fatih Altaylı! - 02.03.2009
  15. Muhafazakâr korku, faşizan korku ve AKP - 28.02.2009
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Düşünce, ifade ve şeffaflık - Gökhan Özgün
03.09.2010 06:34:46