Adam bir gün, marjinal bir ecnebi kitapta, bir makale okur. Yazı adamın pek hoşuna gider. Adam da der ki, ben okudum bunları, dünya âlem de okusun. Yazıyı çevirir ve yayınlar. Olabilir. Yazı bir mecradır. Bir iletişim aracıdır.
Adam kendi ulaşabildiğine herkesin ulaşmasını sağlar. Bunun adı iletişim özgürlüğüdür. Adam isterse bunları parasını bastırıp bir ilanda, bir billboardda yayınlatabilir. Ya da bir editörü ikna edip bir gazetede de. Bu özgürlüğe, iletişim özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğü denebiliyor buralarda, acaba niye? Bana çok garip geliyor.
Ya da bir gazeteci bir olayı takibe alır, ona ayrıntılarıyla şahit olur. Eğer ahlaklı bir gazeteciyse şahit olduklarını ‘mümkün olduğunca’ kendi yorumunu katmadan yazar. Ve bu yazı yayınlanır. Bu haber alma özgürlüğüdür. Bilme, bildirme özgürlüğüdür. Basın özgürlüğüdür.
Basın özgürse, bunlar yayınlanır. Bu özgürlüğe, basın özgürlüğüne de, fikir ve ifade özgürlüğü muamelesi yapılıyor buralarda zaman zaman. Acaba niye? Bana çok garip geliyor.
Ya da bir başbakan çıkar, türban için ‘Velev ki siyasi simge olsun’ der. Bu bile aslında düşünce ve ifade özgürlüğü değildir. Çünkü bu düşünce başbakana ait değildir. Bunun böyle olabileceğini düşünen, kılık kıyafetin de ifade özgürlüğü alanına girdiğini düşünen hukukçular ve yorumcular bu memlekette zaten mevcuttur. Ve ifade özgürlüğü, şiddeti tahrik etmedikçe üniversitelerden uzak tutulamaz. Bu hak, bu zavallı anayasamızda bile sözde teminat altındadır. Nitekim başbakanın yaptığı da budur. Yorumlardan kendine bir yorum seçmiştir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.