Mahcup ya da pişkin bir cuntacıyla bir münazara içine düştüğünüzde, münazaranın tartışmaya dönebileceği o ‘umut dolu’ anda, cuntacının ağzından “Zaten dünyanın neresinde demokrasi var ki?” serzenişi dökülüverir. Ya da, bu iddialı ‘mutlak gerçekçi’ cümlenin bir başka terkibi konuşmanın içine ediverir. Birden anlarsınız ki, karşınızdaki cuntacı aslında ‘gerçek demokrat’ır. Dünya ‘gerçek’ demokrasiye şahit olduğu gün, o da demokrat olacaktır. Ama, demokrasinin gökten tam onun tepesine, mümkünse devrimle indiği o ‘nur’lu güne kadar cuntacı olmakta bir beis yoktur.
Ve böylece ‘gerçek demokrat’, sıradan demokratın binbir güçlükle tuttuğu balığı ‘gerçeğin’ engin sularına tekrar atıverir. Hakiki cuntacı bir hamlede ‘gerçek demokrat’ oluvermiştir. Hakikat yine gerçeğin görünmez derinliklerinde gözden kayboluvermiştir.
Ergenekon avukatlığı yer altından çıkan cephaneyle orantılı olarak aniden strateji değiştirdi. Yeni strateji, ‘Ergenekon yoktur’dan, Ergenekon’u büyütmeyin, çünkü Ergenekon bir ‘devrim’ değildir noktasına kayarak kendi ateşinde pişkinleşmeye çalışıyor. Yeni strateji, tamam kardeşim de, bu balık ‘büyük’ değil, denize at, kıvamında seyrediyor.
Şu Ergenekon meselesi öyle bir insanlık müsameresi yarattı ki, Ergenekon avukatlarının ‘inci’lerinden insanın gözünü alması artık mümkün değil. İşte size onlardan bir ‘inci’. Bu alıntı gerçek bir köşe yazısından alınmıştır. Hayalimin mahsulü değildir. Şöyle diyor yazar,
“Benim bildiğim bu denli büyük ve köklü dönüşümler ancak topyekûn siyasi iktidar değişimiyle, yani devrimle olur. Bir savcının açtığı davadan veya bir iktidar değişiminden bir devrimle gerçekleşecek sonucu beklemek nasıl bir akıldır anlamakta zorlanıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.