Amerikan filmlerinde seyredersiniz. Mahkemelerde bir jüri vardır. Halk jürisi. Bu jüri ta kovboy filmlerinden beri vardır. Kovboy filmlerinde dünyadan kopuk kasabalarda halk jürisi, vahşi Batı’nın en acımasız ve hızlı yargı organıdır. Sonra devir değişir. Jüri bir ‘adalet’ organına dönüşmüştür.
Zaten Hollywood bu jüri sayesinde hukuktan hikâye çıkarabilmiştir. Hukuku sıradan insanın tartışma mevzuu haline getirmiştir. Mahkeme filmleri diye bir kategori oluşmuştur. Hukuk halkın vicdanına açılmıştır. Halk jürisi, halkın vicdanı diye bir şey olmasaydı, bilmiyorum mahkeme salonundan ne hikâye çıkardı, ne ahlaki ders çıkardı, ne film çıkardı. Yalnızca kimsenin tek kelimesini anlayamadığı gerekçeler çıkardı. Okunamayacak kadar uzun iddianameler, savunmalar çıkardı.
İddia makamı delilleri jürinin ‘anlayabileceği’ ‘ikna olabileceği’ bir biçimde jürinin önüne koyar. Avukat yerinden fırlar, itiraz ediyorum diye bağırır. Şu veya bu gerekçeyle, bunlar delil olarak kabul edilemez, der. Hâkim kanunlar çerçevesinde bu itiraza ya hak verir, ya da vermez.
Hâkim itiraza hak verdiği zaman, jüriye döner ve der ki, kararınızı verirken lütfen bunları kayda geçirmeyin. Onu kayda geçirmeyin. Bunu kayda geçirmeyin. Ee, sonuçta karşınızda oturan da robot değil ki insan. Ve zaten bizzat bu yüzden, insan olduğu için orada. Kayda geçirmeyin deyince bir yere kadar geçirmeyebilir. Yani, mahkeme salonunda aynı anda hem hukuk değerlendiriliyordur hem de bir suç yargılanıyordur. Yoksa halk jürisine ne ihtiyaç var.
Halk jürisi bütün kayda geçirmeyin uyarılarına rağmen, yine de zanlıyı suçlu bulabilir. Kimse onlara hükümlerine dair bir hesap soramaz. Hâkim ‘suçlu’ hükmünü kabul etmek zorundadır. Kanunlar buradan sonra devreye girer. Jürinin temel ‘hükmünü’ mecburen kabul eden hâkimin kanunlar çerçevesinde bir takdir hakkı vardır. Takdir hakkına göre ve kanunlar çerçevesinde kalmak şartıyla, hâkim en düşük cezayı da verebilir, en yüksek cezayı da.
Yazının devamını okumak için tıklayın.