Batı’da bir gazeteci bazen bir ‘şeyler’ duyar. Ama bunu haber yapıp haberi yayımlamaz. Niye mi? Çünkü haber gazeteciye bir ‘garip’ gelmiştir. Kaynağı oldukça güvenilir bile olsa, duyduğu şeyleri aklı almamaktadır. Yani gazeteci, haberi ister istemez akılla da sınar. Akıl dışı olduğundan kuşkulandığında, haber akıl imtihanından geçmediğinde, tereddütle yaklaşır habere. Duyduğu şeyin bir garip akıl almaz dedikodu olduğuna karar verir. Ve onu yayımlama riskini göze almayabilir.
Türkiye’de bunu yapabilir misiniz? Türkiye’de bir haberi aklın imtihanından geçirebilir misiniz? Olacak iş değil, akla hayale sığmıyor, diye yayımlamazlık edebilir misiniz? Hayır, Türkiye’de böyle bir lüksünüz olmamalı. Çünkü bir gün evvel size tamamıyla akıl dışı gelen şey, buna çocuklar bile inanmaz dediğiniz şey, bir sabah kalkarsınız ki hakikat olmuş. Kapınızın önünde duruyor. Geleceğin önünde duruyor. Çocuğunuzun boğazına sarılıyor. Kan istiyor, can istiyor. Kanlı olsun istiyor. Şanlı olsun istiyor. Bir memleketin tarihinden on onbeş sene istiyor, otuz kırk sene istiyor.
Rasim Ozan Kütahyalı bir süredir yazıyor. Bir yargı darbesinin daha geleceğini yazıyor. Her ne kadar ‘bir bilen’ olarak kendini teminat göstermeyi tercih etse bile, söyledikleri yabana atılacak cinsten değil. Çünkü bu söylenti, oldukça güvenilir kaynaklardan bana kadar da geliyor. Bana geliyorsa, çok kişiye gelmiştir. AKP’ye bir dava daha açma hazırlığı var. Üstelik söylenti bununla da kalmıyor. Bu davanın iddianamesinde ‘dürüstlüğünden sual olmaz’ Aydın Doğan ‘abi’ye kesilmek istenen vergi cezası meselesi de var. ‘Medya özgürlüğü’ açısından tabii. İnsanın aklı almıyor. Çocuklar bile inanmaz buna, diyesi geliyor. Akıbeti belirsiz bir vergi cezasının bir iddianameye girmesi, bir iddianamenin başka bir iddianameye ‘kanıt’ olarak girmesi gibi bir şey.
Yazının devamını okumak için tıklayın.