Darwin acaba kestirebilir miydi?.. Gün gelecek bir Türk büyüğü olacak, ismi Mustafa Kemal’in bir altına yazılacak. Hatta onunla yarışacak.
Bu noktada belirtmem gerekiyor ki, Darwin’e son derece ikna olmuş biriyim ben. Son derece. ‘Taşlanmamak’ için, mezhebimi önden haykırmakta büyük fayda var.
Bir kere Darwin, müthiş bir tasavvurun arkasındaki adam. Böyle bir hakikati görseniz de, bulsanız da, o tasavvura sıçramak, o basit cümleyi kurmak pek kolay değil.
Çünkü Akinalı Tomas çok bozulur böyle bir şeye. Papa da öyle. Hıristiyan ‘teolojisinde’ hiçbir üstün varlık, bir ‘aşağı’ varlıktan evrilmez. Öyle buyurmuşlar Darwin’den yüzyıllar önce.
Marx ve Darwin olmasaydı dinsizlik nasıl bir hakikat haline gelebilirdi benim aklım almıyor. Nasıl hakiki bir ‘alan’ bulabilirdi kendine. Bu iki adam binlerce düşünüre karşı. Onlardan başkası olmadı mı? Oldu. Ama hiçbiri onların ‘siyasi iletişim’ gücüyle yarışamadı. Mesela anarşistler oldu. Ama onlar, kendilerine, isimlerine aşklarından ‘siyasi iletişim’ kuramadılar. Halbuki Marx ve Darwin bütün bir kıta Avrupası’nın tasavvuruna, zihnine, hayatına nüfuz etti.
Amerika olmasaydı, Amerikalı Protestanlar olmasaydı, her şey tıkırındaydı. Ama bu adamlar, Darwin’i ve onun ‘siyasi iletişim’ gücünü dert ettiler. Bu derde paralar döktüler. Ve ‘Intelligent Design’ (Akıllı Tasarım) diye bir teoriyi ‘akademiye’ sokmayı ‘başardılar’. Darwin karşıtlığını resmen ‘bilim’e olmasa bile, ‘akademi’ye yerleştirdiler. Dikkatinizi çekerim Nobel ödüllü ‘bilim adamları’ var ‘akıllı tasarım teorisini’ destekleyen. Ünlü matematikçiler var.
Burada üzerinde durulması gereken ‘hakikat’, bunun ‘akademiye’ kapağı atmayı başarmasıdır. Bu akım 1980’lerde başladı. (Biz Evren’in nutuklarına ağlayacağımıza gülüyorduk.) Şu anda Britanya’da, ‘akıllı tasarım teorisi’nin Darwin’le birlikte okutulması tartışılıyor.
Bir kere şu çok önemli. Darwin’i ‘bilimsel’ taşlamak bir Müslüman icadı değildir. Tam tersine çok çok ‘modern bir Hıristiyan icadı’dır. Bizim Müslümanlar da bu modern Hıristiyan icadına şehvetle sahip çıktı. Hatta bizimkiler de bu işe para döktü, tıpkı Amerikalılar gibi.
Bakın nasıl yanaşıyor gittikçe İbrahimî dinler birbirine. Medeniyetler çatışmasıymış. Palavra. Aynı medeniyet. Müslümanın suçu, tarih boyunca Hıristiyanın periferisi olmak, taşrası olmak. İçinde olduğu tarihin dışında anılmak.
Ayrıca ‘yaradılış’, Hıristiyanlık için Müslümanlık için olduğundan çok daha önemli bir tasavvurdur. Çok daha şaşaalı bir hikâyedir. Ve folklorik olarak Batı’da, çok daha derine nüfuz etmiştir.
Bizde, ‘akademiyi’, üniversiteyi, Radikal gazetesi gibi bir Hyde Park demokrasisi olarak algılamak çok işimize geliyor. Cuntacıyla, sosyalist, demokrat, yan yana yazıyor. Ne ‘özgür’ bir ortam değil mi? Radikal’in verdiği ‘poza’ bakınca insan, şöyle düşünüyor. ‘Ufak tefek’ eksikleri var tabii, ama ne medeni bir ülke Türkiye.
Ama muasır dünyada tablo bu değil. Akademi denen yerde herkes birbirinin boğazında. Eblehçe, sosyopatça saygılı bir teşrifat içinde değil herkes birbirine.
Yıllarca Heisenberg’ci ve Einstein’cı fizikçiler bile birbirlerine aynı üniversitelerde tahammül edemediler. Sosyal bilimlerde, ekonomide böyle bir tahammül zaten hiç olmadı. İngiliz filozofları Fransız filozoflarını şaklabanlıkla suçladı. Bildiri yayınladı. Ünlü bir Fransız filozofunun Wittgenstein’ın mezarına tükürmediği kaldı.
Yani muasır medeniyette bilimin, ilimin sosyolojisi, ‘demokrasi pozu’ vermeyi değil, ‘hakiki siyaseti’, ‘hakiki demokrasiyi’ andırıyor. Bizim Taraf’ta olduğu gibi, aynı şeyleri düşünenler biraraya toplanıyorlar. Benzerlerinden ilham alıyorlar. Karşı tarafı anayasa mahkemesiyle, darbeyle yok etmiyorlar. Ama bilimi, ilimi, tıpkı siyaset gibi ‘benzerleriyle’ yapmayı tercih ediyorlar. Bilimin de bir sosyolojisi var yani. Çünkü bilim, insanlar ve cemaatler tarafından üretiliyor. Bir vahiy türü değil.
Bilimin ‘üretimini’ mutlak bir metodoloji’ olmaktan çıkarıp bir sosyoloji mevzuu haline getiren bilim felsefecileri de, 1980’lerde ortaya çıktı. Ve dindar da değillerdi. Adamın biri, üstelik Popper’in öğrencisi, kendi deyimiyle ‘anarşist’ bir bilim kuramı geliştirdi. Bu görüşe göre bilimin ilerleyişinin hiçbir rasyoneli yoktu. Akılla takip edilecek bir yanı yoktu yani. Bilimin gelişimi din dahil her şeyden faydalanabilirdi. Dinin devletten ayrılması yetmezdi. Bu filozofa göre, hakiki laiklik için modern devletin ‘dini’ haline gelmiş ‘bilimin’ ‘de devletten ayrılması gerekiyordu.
Bu yazıyı uzatmak isterdim ama vuruşlar tükeniyor. Hülasa, evet sansür kötü bir şeydir. Ama yaradılış teorisiyle, Darwin’i aynı çatı altında ‘zorla’ barındıramazsınız. Oraya zorla ‘demokrasi pozu’ verdirtemezsiniz. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. İkisinin iki ayrı cemaatte, iki ayrı dergide yaşaması gerekir. Ama bilim ve tekniğin tek dergisi YÖK marifetiyle hem devlete hem hükümete bağlı olursa, ayıkla Türkiye’nin taşını.
Bizim Müslümanlar ‘akıllı tasarım teorisine’ yatırım yaparak çağlarını yakaladılar. Al sana bir nevi ‘modern mahrem’ daha. Ama laiklerimiz için metodoloji ve bilim felsefesi, yüzyıl öncesinde ebediyen dondu kaldı.
Ve son olarak, mesela Amerika’da Darwinistler anti-Darwinizme karşı ‘sivil’ mücadeleye giriştiler .Vakıflar kurdular. Büyük konferanslar düzenlediler. Onlar da bu işe büyük para ve emek akıtmaya başladılar.
TÜBİTAK’ı ‘yaradılışçılar’ ele geçirdiyse, atın kardeşim laik zenginler ellişer yüzer milyon ortaya. Forbes listesine girmeyi biliyorsunuz. Kurun bir Darwin cemaati, bir Darwin vakfı. Araştırmalar yaptırın. Broşürler, kitapçıklar dağıtın. Dergiler çıkarın. Her sayıyı Darwin sayısı yapın. Oradan genetik araştırmalara geçerseniz, kârlı ve çağdaş bir yatırım bile olabilir bu.
Ama sen jipinden yatından hiç inme. Sonra, şu Darwin büyük adam abi... Maymundan geldiğimi biliyorum ya, kendimi affediyorum, demek gibi bir şey bu. Evrimden anladığı da, yatının boyunun her sene ne kadar uzadığı. Yatının evrimi durduğunda da, aç ellerini Darwin babaya, beni kurtar, diye dua et.
Maymunlar cehenneminde Darwin gelmiş olmuş sanki bir Muhammed.
|