Birini takiyecilikle suçlamak bedeli çok yüksek bir siyasettir. Aklı başında olan, takiyeci lafını ağzına almadan dokuz kere yutkunur. Çünkü siyaseten çok büyük bir kumardır bu.
Bugüne kadar her siyasi kumarı askerin vesayetiyle, askerin fişleriyle oynayanlar, bedel nedir bilmezler. Ama şimdi öğrenecekler. Şimdi ödeyecekler. Fena halde ödeyecekler. Bundan sonra Baykal’ın partinin başında kaldığı her dakika, CHP’nin geriye sayımıdır.
Takiyeci diye suçlanan, meseleyi biraz olsun akıllıca yönetirse, çok büyük prim yapar. Çünkü ‘takiye’ mutlak bir suçlamadır. Az takiyeci çok takiyeci olmaz. Adam takiyeci olmadığını gösterirse, bunu hissettirecek zamanı olursa, bir bakmışsınız, siyaseten sınıf atlamış. Mücadeleyi, mevhuma ‘tam’ muhalefetten kazanarak imajına imaj katmış.
Memleket elden gidiyor. Cumhuriyet elden gidiyor. Bir gün bu korku dumanı bir sis gibi aniden dağılıverir. Ve her şey, her zamankinden daha bir berraklaşır, daha bir parlaklaşır. Öyle ki, sanki cisme cisim, dahası, sanki isme isim katılmıştır. Manzarada renkler ‘gerçek üstü’ bir hale dönmüştür.
Bir bakmışsın, CHP’ye verdiğin her oyla AKP’yi, hatta MHP’yi parlatmışsın. Çünkü oy vermemişsin de, sanki ruhunu ucuza bozdurup ‘kırmızıya’ basmışsın. Kumar oynamışsın.
Sen Baykal, öyle şehvetli bir kontrast ayarı yaptın ki Türkiye’ye, kendini ve siyasetini kısa sürede öyle bir karanlığa gömdün ki, makinenin kontrast kulpunu kopardın. Şimdi bakalım nasıl ‘ayarlayacaksın’, nasıl döneceksin tabii renklere?
İş öyle bir noktaya geldi ki, demokraside eli iyice artırmayan, bu ‘gerçek üstü’ kontrast ayarını bozamaz artık. Allahtan Ahmet Türk eli artırdı da, biraz olsun döküldü AKP’nin simleri. İlk kez ‘muhafazakârlıkları’ ‘toptan’ ortalığa saçıldı. Kendi kendileriyle burun buruna geldiler.
Şöyle bir ‘söylem’ dökülüverdi hemen AKP’nin ağzından. Güneydoğu’da ‘Büyük Dönüşümü’ biz yapacağız. AKP yapacak. Bir AKP biliyor ne yaptığını. Türkiye’nin bütün ‘hassas’ dengelerine bir AKP vakıf. AKP çok ‘ince’ bir yolda yürüyor. Bu yolun tam ne kadar ‘uzun’ olduğunu da AKP biliyor. Bu yolun bütün gizli ‘tehlikelerini’ de AKP biliyor. Yetişkin AKP, çocuk Türkiye. Olgun AKP, maceracı Türkiye. Türkiye’nin derin karanlığında akıl ermez ‘ince’ siyasetin tek rehberidir AKP.
İşte bu terane, çok iyi bildiğimiz bir teranedir. Evet, bu faşizan korku siyaseti değildir. Ama daniskasından muhafazakâr korku siyasetidir. Bu korku siyasetine çok dikkat. Çünkü bu muhafazakâr korku siyasetinin bir dokunuşta faşizan korku siyasetine çevrilmesi işten bile değildir.
Yani, ‘Yapmayın arkadaşlar, canavarı (askeri, milliyetçiyi) uyandırmayın, parmaklarınızın ucuna basın, ben size karanlıkta yol gösteririm, rehberiniz ben olurum’un bir anda ‘provokatörler’, ‘bölücüler’, ‘teröristler’ siyasetine dönmesi an meselesidir. Ve dönüverdi de zaten.
‘Makul’ görünen muhafazakâr korku siyasetinin en büyük numarası budur. Rakibinin gücünü kontrol ederken ‘muhafazakârlıkla’ yetinmesi, rakibinin gücünü kontrol edemediği anda hayâsızca faşizanlaşması.
Laikler de bunu yapmadı mı yıllardır? Rakibini kontrol ederken tatlı muhafazakâr, damardan bir korku siyaseti. Baktı kontrol kaçtı, ver korkuyu, ver en babasından en faşizan korkuyu. Yık ortalığı. Zaten, muhafazakâr korku faşizan korkudan farklı gözükse bile, iki korkunun da grameri aynıdır. Makamı aynıdır. Yorumu, tonu farklıdır.
Ve unutmayın, AKP Kürt bölgesinde çok ‘daha’ iktidardır. Oraya girebilen tek ‘Türk’ siyasetinin onlar olduğu düşünülürse, orada devletin ‘tek çocuğudur’ AKP.
Ve Ahmet Türk’ün Kürtçe çıkışından sonra ‘devletin gurbetteki tek çocuğu’ AKP, kötü kokular salmaya başladı. Bu kez münferit değil, toptan kötü kokular.
Güneydoğu’da ‘tek yol, devletin makul bulduğu tek yol, AKP’dir’ siyaseti yapılmaya başlanıyor, dikkat. Bu çok tehlikeli bir siyasettir.
Muhafazakârlığı, ya da ‘muhafazakâr, hantal bir dönüşümü’ diyelim, yegane ‘sağ salim yol’ olarak gösterdiğinizde, faşizanlığa en kestirmeden giden yolu da işaret etmiş olursunuz.
Muhafazakârlık, bir ‘mecburiyet’ değil, bir ‘tercih’ olarak sunulduğunda demokratiktir. Zaten ‘muhafazakâr demokratlık’ denen de budur. Muhafazakârlığı bir ‘hayat kurtarma operasyonu’ değil, bir ‘tercih’ olarak sunabilme erdemi.
AKP’nin Güneydoğu’da yaptıkları ‘önemli açılımlar’ gibi gözükse bile, tutturduğu iktidar söyleminin korku makamı CHP’yi andırmaya başladı. Şimdilik bir iki perde alçaktan, ama aynı terane.
Bunun sonunda ne mi olur? CHP’nin başına ne geldiyse, ve daha neler gelecekse, onların teker teker hepsi AKP’nin başına Güneydoğu’da gelir.
Ve CHP, Türkiye’ye ne kadar vakit kaybettirdi, patinaj yaptırdıysa, AKP de Güneydoğu’ya ve dolayısıyla Türkiye’ye o kadar vakit kaybettirir.
AKP DTP’ye şöyle bir cevap da verebilirdi. Meclis’te Kürtçe konuştunuz. Bunu hiç mi hiç tasvip etmiyoruz, hatta protesto ediyoruz ama, bu tamamıyla sizin bileceğiniz bir şey. Lakin unutmayın, 10 yıl evvel konuşamıyordunuz. Bakın şimdi Kürtçe konuşmak, bir şey değil. Bunun için bize teşekkür etseniz de, ‘bir şey değil’. Bize teşekkür etmesiniz de, ‘bir şey değil’.
Ne kaybederdi böyle ‘normal’ siyasi bir çıkışla AKP? Bunu gerçekten merak ediyorum. Ve adım gibi biliyorum ki, bu siyasete gelecekler. Ama, tabii Türkiye’yi bir 5-10 yıl, bir başka telden ‘korkuyla’ süründürdükten sonra.
|