Hangi kuruntuyla, hangi kibirledir bilmiyorum, nedense bu yazının altından pek kolaylıkla kalkacağımı sanıyordum. Öyle olmadı. Çok ama çok zormuş. Bunu gerçekten öngöremedim. Şimdi bunu öngörememekten utanıyorum.
Bunu niye ve nasıl öngöremediğimi anlatan bir sürü ‘iyi’ yazı yazabilirim, ama bu yazıyı beceremiyorum. Demek ki, ne eksik ne fazla, maalesef tam bu kadar bir ‘yazar’ım.
Her kelime elime yapıştı, kâğıda düşmedi. Hatta bir ara paniğe bile kapıldım. Bu yazıyı bir kaç gün erteleyeyim mi, diye düşündüm. Allahtan bu düşüncenin hastalıklı olduğunu çabuk fark ettim. Sonunda karar verdim. Bu yazıyı ‘yazmadan’ yazacağım.
İmdadıma şeffaflık yetişti, Ahmet Altan’a ve Yasemin Çongar’a yazdığım ‘istifa’ mektubu yetişti.
Sevgili Ahmet, Sevgili Yasemin,
Bu mektubu, mektubu diyorum çünkü yazabilmem on günümü aldı, on günde nihayet yazıya geçmiş bir şeye e-mail demek zor. Bu kaçarı olmayan mektubu nihayet yazıyorum. Bence işin en hayırlısı söyleyeceğimi daha alt satırlara ittirmemek. Şu köşe yazarlığı ‘macerama’ artık bir son vermeye karar verdim.
Çok düşündüm taşındım, ama üzerime âdeta çöken bu kararı bertaraf edemedim.
Yazının devamını okumak için tıklayın.