Ergenekon’a yer üstünden, merkezden kesintisiz ideolojik servis yapanların en ‘kullanışlı’ yaklaşımı şudur. Ne yani biz ‘nezih’ insanlar, hepimiz yeraltında karanlık toplantılar yapıyor, emirler alıyor sonra yeryüzüne mi çıkıyoruz? Topu topu muhalefet yapıyoruz. Muhalefet yapıyoruz diye Ergenekoncu oluyoruz. Korkuyla kapımızın çalmasını bekliyoruz.
Beni Ergenekon’a ideolojik, medyatik servis yapanlar neredeyse Ergenekon’un kendisinden daha çok ilgilendirdi. Çünkü bu çok merkezî ideolojik servis olmasaydı, yerüstünde iletişim imkânlarının geometrik olarak arttığı bir dünyada Ergenekon, yeraltında havasızlıktan kendi kendine geberip giderdi.
Sıradan ‘masum’ faşistler olmasaydı, Hitler kötü bir ressam olarak bile tarihe geçemezdi.
Beni askerlerden çok gönüllü askerler ilgilendirir. O gönül var ya o gönül, o gönlün içinde neler saklıdır. Gönül bunun farkında olsa da saklıdır. Farkında olmasa da saklıdır. O gönüllerin içeriye atılması, tutuklanması, cezalandırılması değil benim meselem. Ama onların ifadelerine olsun başvurulmadan, o gönüllerin taşları dökülmeden, Ergenekon’un kalbine kadar varırsınız, ama asla ruhuna ulaşamazsınız.
O gönlün içinde bütün bir rant düzeni vardır. Yukarıdan aşağıya mükemmel şekilde bölüşülen bir ranttan bahsediyorum. Büyük paralardan bahsediyorum. Paranın ulaşamadığı yerde, değeri parayla ölçülemeyecek manevi rantlardan bahsediyorum. O gönlün içinde kifayetsiz muhterislik vardır. O gönlün içinde bu memleketi hep taşra bırakıp o taşraya hep kaymakam olma arzusu vardır. O gönlün içinde kelimelerinin düğmelerini bir hayati refleks olarak ilikleme çakallığı vardır. Karşısındaki ‘güç’ kim olursa olsun kendinden geçip içi titreme vardır. Şehvetle iç geçirme vardır. Oraya eğil. Buraya eğil vardır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.