Bir kez daha anladım ki, seçim sonuçlarını yorumlamak beyhude. Önemli olan, ‘seçim yorumlarını’ yorumlamak. Çünkü hakiki sıcaklıkla ‘hissedilen’ sıcaklığın birbirinden çok farklı olduğu bir iklimde yaşıyoruz. Ve biliyoruz ki, Türkiye’de siyasete ‘hissedilen’ sıcaklık hükmeder.
Bu seçimlerden sonra hissedilen sıcaklığa bakarak varılacak en net sonuç bence, şudur. Türkiye dünya saatinden Türkiye saatine geçmiştir. Seçimlerin galibi, Saatleri Yavaşlatma Enstitüsü’dür.
Bir kere, bu seçimler Baykal için büyük bir başarıdır. Bunun böyle olmadığını söylemek için Danimarka’da yaşıyor olmak lazım.
Baykal, hiçbir zaman partisini büyütmek için muhalefet yapmadı. Askerden, merkez medyadan, mahcup ya da pişkin Ergenekonculardan ve her nevi izolasyonistten aldığı ve onlara verdiği destek de, hiçbir zaman CHP’nin oyuna oy katmak için olmadı. Baykal’ın bir tek amacı vardı, AKP’yi küçültmek. Çünkü ‘gerisi’ kolaydı. Baykal’ın stratejisi buydu. Kimse bu stratejinin başarısız olduğunu söyleyemez. AKP’nin oyları yalnızca sekiz puan düşmedi, Türkiye’de ‘bir şeyleri değiştirmek’ için nedense kritik bir eşik olan yüzde 40’ın altına düştü. Yüzde 40’ın altı Türkiye’de ‘AKP için’ çok kaygan bir zemindir.
Bu seçimlerden sonra ben herkesle bahse girerim ki, Baykal ömrünü CHP’nin tepesinde tamamlar. Bu zalim imkân Baykal’ın yüzünün plastiğine şimdiden sirayet etti bile.
Seçim sonuçlarını yorumlayan köşe yazarlarının egolarının şişkinliği beni hayrete düşürdü. Köşe yazarlarının çoğuna göre, AKP’nin oy kaybının nedeni, AKP’nin bizzat o köşe yazarının dediklerini yapmamış olmasıydı. Başka türlüsü nasıl düşünülebilirdi?
Kirli korku muhalefetinin, Ergenekon avukatlığının, envai çeşit ‘milli’ ittifakın seçim sonuçlarında hiç ama hiçbir etkisi nedense olamazdı. Ve çok önemli bir şey daha anladık ki, asker seçimlerden önce muhtıra vermezse, Türkiye’nin demokrasi sorunu kalmıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.