2007 yılında AKP’ye akıl almaz bir kapatma davası açılır. Merak edersiniz, ne olacak bu işin sonu? Kendi kendinize dersiniz ki, akla hayale sığmaz bu ülkede akıl yok, bari ben kendime bir akıl hayal edeyim.
Ve hayal ettiğiniz bu aklı kullanarak dersiniz ki, maalesef burası Türkiye, AKP kapatılacak. Öte yandan, birileri de der ki, ne iyi ki burası Türkiye, AKP kapatılacak.
Hatta başbakan bile AKP’nin kapatılacağını düşünür. AKP kapatılmayacak, dünyanın bu halinde bunu yapmak öyle kolay değil diyenlere, başbakan bile bir türlü inanamaz. Bu arada, bütün büyük bankalar da AKP’nin kapatılacağı üzerine pozisyonlarını alırlar.
Ve gün gelir, bir bakarsınız, AKP kapatılmaz. Akıl almaz bir davanın sonucunu kestirmek için kendinize hiç yoktan bir akıl hayal etmişsinizdir, ama hayal ettiğiniz o akıl bile sizi şaşırtmıştır.
Hakiki akıl yoktur, hayali akıl bile yoktur. Bir kumarhanede yaşamaktasınızdır.
AKP taraftarı ya da düşmanı, herkes yanlış sonuca oynamış gibi gözükmektedir. Sanki herkes kaybetmiştir. Ama uzun vadede hep kazanan birileri vardır. Uzun vadede hep kumarhane kazanır. Kumarhanenin sahipleri kazanır. Yeter ki, kumar bitmesin. Yeter ki, gelecek bir kumar mevzu olsun. Gelecek ‘mevzu bahis’ olmasın. Gelecek yalnızca bir ‘bahis’ olsun.
Birileri bu ülkenin bırakın hakiki bir akılla yönetilmesine, hayali bir akılla yönetilmesine bile izin vermemektedir.
Bu memleketi bu hale getiren her neyse, her ne düşünceyse, insani, gayrı insani her ne patolojiyse, işte bundan iliklerine kadar nefret ediyorum. Bu ülkenin diğer meselelerini ezip geçmiş kanserlikteki meselesi budur. Bu, medyayla askerin hastalıklı ilişkisidir. Devletle devlet zengini burjuvazinin hastalıklı ortaklığıdır.
Çünkü Türkiye’deki çirkin oyunu sahneye koyan basit bir ‘tekel’ değildir, ‘çiftel’dir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.