Bir zamanlar mafyayı güçlü kılanın ne olduğu takılmıştı kafama. Siyasi ve sosyolojik olarak değil. Temelinde bir mafya üyesini sıradan insandan farklı kılan neydi?
Derken, Sedat Peker’in uzun ve beni altüst eden mülakatını izledim,
Kanal 6’daydı hiç unutmam. Bebek’te öldürülen, adını neydi unuttum bir mafya üyesinin karısının konuşmasını duydum televizyonda.
Mafya, şaka değil, gerçekten ölümden korkmuyordu. Zerre korkmuyordu. Ölüm gerçekten onların hayatının bir parçasıydı.
Şimdi ölümden gerçekten korkmuyorsanız, çıkın sokağa, aç kalmazsınız, öyle kolay kolay ezilmezsiniz de. Ne kadar yaşarsınız o başka, ama hiçbir iktidar size kolay kolay hükmedemez, hiçbir düzen size kolay kolay nüfuz edemez.
Ölümden korkmamak insan denen faniye bahşedilmiş büyük bir felsefi ‘güçtür’ maalesef.
Benim gibi ‘şuursuz’ addedilen yazarların da yanına yanaşılır ara sıra, korkmuyor musunuz denilir? Aslında sorulan soru şudur? Ölümden korkmuyor musunuz?
Çünkü yazdıklarınız yüzünden bu memlekette ölüm tehdidi altındasınızdır. Ben, yazdıklarım için ölümü göze alır mıyım? Hayır, almam. Zinhar, almam. Ama yine de yazarım, bu anlamda şuursuz tanımı doğrudur bizim gibiler için. Bu memlekette bırakın muhalif yazarları, devletin kalemleri bile öldürüldü. Niye? Hedef şaşırtmak için. ‘Propaganda’ için. Ortalığı karıştırmak için. Yazar olarak ne kadar ‘ehemmiyetiniz’ artarsa, o kadar hayatınız tehlikededir. Ergenekon konuşsun. Ergenekon çok önemli. Çünkü nelerin mümkün olduğunu gösterdi. Bir silahlı propaganda dilini, mecrasını, ‘belki’ de yok etti.
Bir yazar bu iklimde, bir teröristin, bir mafya üyesinin felsefi olarak yarısıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.