Kitaro’nun ilham perisi, kendisi

24 Şubat 2014 Pazartesi 04:53 |

Spritüel müziğin babası olarak nitelendirilen Kitaro, İstanbul konserine hazırlanıyor. Doğadan beslendiğini söyleyen sanatçı, Türkiye kültürünü de tanımak istiyor

Kitaro’nun ilham perisi, kendisi

Golden Globe ve Grammy Ödüllü efsane Japon müzisyen Kitaro, 4 Mart’ta Pozitif’in organizasyonu ve Daikin’in katkılarıyla İstanbul’da bir konser verecek. Kitaro ile, 36 kişilik orkestrasıyla vereceği konser öncesinde görüştük. Kendisiyle ilgili bilinmeyenleri anlattı bize. Şimdi söz efsanede...
 

Kitaro adının, arkadaşlarınızın bir anime karakterinden esinlenerek size verdiğini okumuştum. Sizde karaktere dair ne bulmuş olabilirler?

Okul yıllarımın başında, saçlarımızı kazıyor ve uzatmamıza izin vermiyorlardı. Fakat lisenin ikinci yılında saçlarımı uzatmaya başladım. Saçlarım uzadıkça arkadaşlarım beni anime karakteri “Ge Ge Ge no Kitaro” ya benzetmeye başladılar. Daha sonra lisenin son yıllarında bir müzik grubu kurduk. Gruptakiler de beni “Kitaro” diye çağırmaya devam etti. Zamanla bu duruma hem alıştım, hem de Kitaro ismi havalı gelmeye başladı. Böylece kendi ismim Masanori Takahashi’yi de kullanmamaya karar verdim. Yani yeni uzun saçlarım, müzisyen Kitaro’nun da bir bakıma doğuşu oldu.
 

Müziğinizde geleneksel soundları duyuyoruz. Gelenekselci olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Aslında geleneksel müzik yapmak gibi bir gayretim ya da amacım yok. Ama yaptığım müzikte etnik enstrümanlar ve sesler kullanmaya başladığımdan beri insanlar müziğimde Asya tınısı olduğunu ifade ediyor.
 

Yaptığınız müzik, newage olarak tanımlanıyor. Bu Türkiye’de aslında pek de alışıldık bir tür değil. Newage’in ne olduğunu; bir de ustasından dinleyebilir miyiz?

Newage ve mind müzik türleri özellikle 70’lerden sonra telaffuz edilmeye başlandı. Çünkü o zamanlarda Batılılar, Doğu kültürünü keşfedip, meditasyon, yoga ve daha pek çok spritüel kavramla yeni tanışmıştı. Böylece aralarında benim yaptığım müzik de dâhil olmak üzere spritüel türler popüler olmaya başladı. Newage, (yeniçağ) kelime anlamı olarak da, aslında bu insanların yeni keşfettiği hayat tarzını ifade ediyordu. Ben “newage”in özgün bir müzik türü olduğunu düşünmüyorum. Ancak şundan eminim ki; ihtiyacımız olan müzik bu. Benim kariyerimin başından beri devam ettirdiğim ve devam ettireceğim müzik türü ise, “Kitaro” müziği. Kendi müziğime Kitaro müziği demeyi tercih ediyorum, müzik endüstrisi ise buna newage diyor.
 

Yıllardır sayısız müzisyene esin kaynağı oldunuz. Peki, siz kimlerden esinlendiniz?

Ben sadece doğadan ve yerküreden esinleniyorum. Doğanın sesi, ruhumdaki parçaları birleştiriyor. Bu parçalar da müziğimi... Benim için, doğadan daha kusursuz ve güzel bir şey yok.
 

Sahne performanslarınız bana bir çeşit dini ritüeli anımsatıyor. Bunlar koreografik şovlar mı, yoksa bir “cezbe” hâli mi?

Performanslarımda koreografi yok. Sahnedeki görüntüler, müziğimle aramda kurduğum bağın seyirciye yansıması. Yani sahnedeki “ben”i gördüğünüzde, aslında iç dünyamın dışavurumunu görmüş oluyorsunuz.
 

Müzik kariyerinizin başıyla, şu an geldiğiniz nokta... Hayal ettiğiniz böyle bir şey miydi?

Müzik kariyerimden herhangi bir beklentim olmadı hiç. Ben sadece müziğimi; anlatmak istediklerimi rahatça dile getirmek için müziği kullandım. O kadar şanslıydım ki hem müziğim, hem de söylemek istediklerim insanlar tarafından anlaşılabildi. Hepsi bu.
 

Japon, Çin ve Hindistan... Mistisizm bu coğrafyada bin yıllardır hayatın her noktasına teneffüs etmiş durumda. Bu toprakların müziğini nasıl tanımlıyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse ne Doğu, ne de Batı müziğinde bu konuda kendimi uzman olarak görüyorum. Ben kendi düşünce ve hislerini takip eden bir müzisyenim. Aralarında Uzak Doğu’nun da olduğu pek çok yer gezdim. Müzikal olarak da gezdiğim yerlerden ve o yerlerin geleneksel lezzetlerinden ilham alıyorum. Yaptığım müzik genelde etnik ya da geleneksel Doğu müziği olarak tanımlansa da, ben onu sadece “doğanın dili” olarak nitelendiriyorum. Umarım müziğim her zaman, dinleyenlerin ruhuna şifa verir... Çünkü tek istediğim bu.
 

DOĞANIN SESİ ONLARDA

Bir tarafta Japonlar’ın flütü ve taiko’su, diğer tarafta bizim ney ve bendir... Fiziksel olarak pek benzemeseler de, iki kültürdeki vurmalıların vurgusu ve bambu flütle neyin hüzünlü çığlığı bana müzikal olarak paralel geliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Doğanın sesi gibi güzeller... Birçok kültürden esinleniyorum. Geleneksel enstrümanların en önemli özelliğiyse, bu bahsettiğim doğaya ait sesleri çıkarabilmeleri. İşte bu yüzden taiko ve Japon flütünü kullanmayı çok seviyorum. Size bu seslerin yakın gelmesinin nedeni de bu. Türkiye kültürü ve müziğini daha yakından tanımak ve gelecekte kendi müziğimde kullanmak istiyorum. Kim bilir... Belki bir gün bir albüm bile yaparım.
 

DENGE, ARINMA GETİRİR

Omar Faruk Tekbilek, yaptığımız söyleşide bana “Besteleri ben yapmıyorum. Allah’ın bana duyurduğu müziği, notalara döküyorum” demişti. Sizin müziğinizde de mistisizm var. Peki, siz ruhunuzu nasıl besliyorsunuz?

Ben ruhumu doğayla besliyorum. Müziğim de bunun bir çeşit dışavurumu. Son albümüm Final Call da bu minvalde hazırlandı. Yani insanın doğayla mücadelesini ve zorlu, acılı birlikteliğini anlatıyor... Umuyorum ki gelecekte, hem insanlar kendi, hem de doğayla aralarında, bir denge kurmayı başarabilir. İşte o zaman, ruhen gerçek arınmanın tadına varabiliriz.
 

TUNCA ÖĞRETEN

İnternet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.

Haberin puanı

2/10

Habere puan ver

zapkolik