Medya çocuk haklarını ihlâl ediyor

08 Kasım 2008 Cumartesi 00:00 |

Çocukları, haklarını, istismar edilmelerini, son dönemdeki gelişmeleri ve medyaya yansımalarını Gelişim Psikoloğu ve Psikolojik Danışman Fatma Nur Bayram, Uzman Klinik Psikolog Berta Adato Saporta ve Uzman Psikolog Teri Granti ile konuştuk

Medya çocuk haklarını ihlâl ediyor Son dönemde H. Üzmez olayıyla gündeme gelen çocuk istismarı konusunda, bireysel hak ve özgürlükler alanında sorumluluklarının bilincinde olan bir gazete olarak çok zorlandık.

Bu haberleri nasıl yayımlayacağımız konusu gündem toplantılarımızın büyük bölümünü oluşturdu. Hata kabul etmeyen bıçak sırtı bir konuda Gelişim Psikolojisi’nde uzmanlaşmış ve alanda deneyimi olan profesyonellere danışmaya karar verdik.


T: Son haftalarda 14 yaşında bir kız çocuğunun istismarı konusunda yargıya da intikal eden olayı Çocuk Hakları Sözleşmesi kapsamda değerlendirebilir misiniz?


Fatma Nur Bayram: Çocukların hakları gözetilirken onların ihtiyaçlarının, fikirlerinin gözetilmesi birincil öncelik taşıyor. Çocuklar aktif olarak öğrenen, sorgulayan, çevreleriyle etkileşim içinde olan bireyler. Ama bir çocuk sahip olduğu fikirleri kendi kendine edinmez. Çocuğun genetik olarak barındırdığı potansiyel dışarı çıkarken bunda aile, arkadaş, okul, ve içinde yaşadığı toplum şartlarının etkileri de vardır. Sağlıklı bir ortamda gelişen çocuk ihtiyaçlarını kendi mutluluğunu pekiştirecek şekilde ifade eder. Ancak, çocuk gelişimi engelleyici bir ortamda yetişmişse, bu çocuk gerçekliğini ve isteklerini bu çerçevede oluşturur...


Bir örnek vereyim... Her çocuğun ilişkileri ve dünyayı öğrenmek için ‘oyun oynama’ ihtiyacı vardır. Oyun ihtiyacı ÇHS’de yaşama, beslenme, eğitim gibi temel haklar arasında sıralanır. Fakat varsayın ki çocuk her oyun oynamak istediğinde şiddete maruz kalmış. Bu çocuk bir süre sonra oyun oynamanın kötü bir şey olduğunu öğrenir; bu davranışa karşı da olumsuz tepkiler geliştirir. Böyle bir çocuk ‘ben oyun oynamayı sevmiyorum’ diyecektir. Ancak bu çocuğun gösterdiği, yahut ‘göstermediği’ tepkiler çocuğun oyun oynamak istemediği anlamına gelmez. Ne anlama gelir peki?

Bu çocuk kendisini mutlu edecek bir paylaşımdan mahrum bırakılmıştır, gelişimi engellenmiştir; fiziksel, bilişsel ve duygusal bütünlük hakları ihlal edilmiştir. Çocuğun temel haklarının ihlali söz konusu ise, o zaman da çocuğun yüksek yararını gözetmek yetişkinlere ve yetişkinlerin oluşturduğu kurumlara düşer. Çocuk iradesi dışındaki etkenlerden dolayı tersini savunsa da bu böyledir.


T: Çocuğun bedeninin işe dâhil olması olayı iyice farklı bir yere oturtuyor galiba, değil mi?

Berta Adato Saporta: Ben bu sorunuzu cevaplandırayım... Çocuk hakları ihlalleri arasında en ağır olanlardan biri fiziksel bütünlüğün ihlali tabii. Bir kere, çocuğun bedeni ona aittir, kendisi henüz onu korumayı öğrenmemiş olsa dahi bedeni kendisine aittir...

T: 18 yaşına kadar “çocuk” olduğunu kabullendiğimiz bireyler bir yaştan sonra cinsellik konusuna da ilgi duyacaklar;  burada başka bir tanım ya da çizgi olmalı herhalde...

Berta Adato Saporta: Gayet tabii. Cinsellik gençler için çok önemli bir konu, ve cinselliklerini sağlıklı olarak keşfetmeleri gelişimleri açısından çok önemli. Kendi sevdikleri, değer verdikleri ve beraber olmak istedikleri kişilerle yaşayacakları paylaşımlar, gençler için büyük öncelik taşır. Ama örneğin

12 ya da 14 yaşında bir çocuğun 50 yaşındaki bir bireyle yaşadığı cinsel deneyimde bir paylaşım değil, güç dengesinin kötüye kullanımı ve çocuğun istismarı söz konusudur. Uluslararası ECPAT (End Child Prostitution, Child Pornography and Trafficking of Children for Sexual Purposes) örgütü çocuk istismarını tanımlarken diyor ki, bu eylemler “güç kullanarak, tehdit, rüşvet, kandırma, baskı yoluyla gerçekleşir.”


Şimdi tabii burada asıl önemli olan, çocuğun fiziksel bütünlüğüne, bedeninin mahremiyetine yapılan her saldırı, aynı zamanda onun psikolojik gelişimine yapılan bir saldırı. Fiziksel ve cinsel istismar, yaşı ne olursa olsun her çocuk üzerinde kısa ve uzun vadeli etkiler bırakır. Bu çerçeveden bakıldığında da, cinsel istismara uğrayan bir çocuğun ‘ben zarar görmedim’ demesi, Fatma Nur’un verdiği oyun örneğindeki gibi, gelişiminin sekteye uğratılmışlığının bir dışavurumudur.


Çocuklukta yaşanan cinsel istismarın hem kız hem erkek çocuklarında ruhsal gelişimlerini olumsuz yönde etkilediğini biliyoruz. İstismarın, çocuk ve ergenlerde davranış bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete ve kişilik bozuklukları gibi kısa dönemli sonuçları oluyor.

Özellikle ergenlik döneminde yaşanan istismar olayları, derecesi ne olursa olsun benlik algısını olumsuz yönde etkiliyor. Bu kişiler kendini değersiz ve içten içe suçlu hissettikleri için yetişkinliklerinde cinselliklerini de sağlıklı şekilde yaşayamayabiliyor. Bugünün istismara maruz kalan çocuk ve ergenlerinin geleceğin süregelen mağdurları veya istismar eden yetişkinleri olarak geliştiğini araştırmalar gayet net ortaya koyuyor zaten.


T: Kısa dönemde hiç tepki vermediği de olabiliyor mu çocuğun?

Teri Granti: Kimi durumlarda olabilir. Ancak kısa dönemde dışarıdan gözlemlenemediği durumlarda da, istismarın kısa dönemde su yüzüne açıkça çıkmayan olumsuz etkileri bilinçaltına atılır. Bastırılan duygular ileriki yaşantılarında gerek kendilerine gerekse çevrelerine zarar veren öfke patlamalarına, davranış ve kişilik bozukluklarına, madde kullanımına ve intihar teşebbüslerine yol açabilir.

Birer ebeveyn olduklarında bu koşullarda yetiştirdikleri çocuklarının da ruh sağlıkları dolaylı olarak etkilenir tabii... Bugün göremediğimiz istismar etkileri toplumun ileriye dönük sağlığını da olumsuz yönde etkileyecektir.


T: Başlangıçta atıfta bulunduğumuz örnekte, belli bir karşılık için istismara göz yuman ebeveynin eylemi de suç, değil mi?


Teri Granti: Aynen öyle. Zaten Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf devletler de bu gerçeklerin farkında olmuşlar. Ve bakın, Madde 34’te ne demişler: “Taraf devletler, çocuğu her türlü cinsel sömürüye ve cinsel istismara karşı koruma güvencesi verirler. Bu amaçla taraf devletler özellikle:

a) Çocuğun yasadışı bir cinsel faaliyete girişmek üzere kandırılması veya zorlanmasını;

b) Çocukların,  fuhuş ya da diğer yasadışı cinsel faaliyette bulundurularak sömürülmesini; ve

c) Çocukların pornografik nitelikli gösterilerde ve malzemede kullanılarak sömürülme-sini önlemek amacıyla ulusal düzeyde ve ikili ya da çok taraflı ilişkilerde gerekli her türlü önlemi alırlar.”


Çocuk istismarının süregelen aynî ve nakdî yardımlar yoluyla tekrarlan-ması ve çocuk veya ebeveyni/bakıcısı ile ‘maddi yardım’ kisvesi altında olsa dahi bir çıkar ilişkisine girilmesi bir suç. Bu suç, ‘Çocuğa Yönelik Ticari Cinsel Sömürü’ suçu olarak tanımlanıyor.

Bu suç, TC olarak bizim devletimizin de taraf olduğu 1996 Stockholm Bildirgesi ve Eylem Planı’nda şöyle tanımlanmış:

“Çocuk haklarına yapılan temel bir ihlaldir. Yetişkin tarafından cinsel istismarı ve çocuğa ya da üçüncü kişiye/kişilere nakdî ya da aynî  karşılık sunulmasını kapsar. Çocuk, cinsel ve ticari bir obje olarak görülür. Çocukların ticari ve cinsel sömürüsü baskı ve şiddet uygulanmasını da kapsar, ve sonuçta zor kullanarak işgücü elde etmekt, köleliğin çağdaş bir formundan başka bir şey değildir.”



Özellikle de sizin atıfta bulunduğunuz medyada yer alan örnekle bağlantılı olarak, Stockholm Bildirgesi’ndeki tanımda altını çizmek gereken önemli olan bir nokta daha var. O da şu: Ticari cinsel sömürü, çocuğun her zaman birden çok kişiye maddi çıkar karşılığı ilişkiye zorlanması anlamına gelmez.

Tek çocuğun tek yetişkin ile benzer bir ilişkiye girmesinin de Ticari Cinsel Sömürü kapsamında değerlendirilmesi lazımdır. Dolayısıyla, sahip olduğu güç, statü ve para ile bu ilişkiyi sürdüren kişi hem ‘çocukla cinsel ilişki suçlusu,’ hem de ‘ticari cinsel sömürü’ suçlusudur. Aynı anda iki farklı suç işlemiştir yani.



T: Sözleşme maddelerindeki tanımlar gayet net. Gerisi yargının sorumluluğunda... Ama biz de bu haberleri yaparken hata yapmaktan çekiniyoruz açıkçası...


Fatma Nur Bayram: Çekinmekte çok da haklısınız. Çok titiz davranmak gerekiyor gerçekten. Burada olayın iki ayağı var. Birincisi şu ki, gerek çocuk istismarı, gerekse çocuklara yönelik ticari cinsel sömürü haberleri toplumda bu konularla ilgili farkındalık uyandırmak açısından önemli.

İstismar ve sömürüyü gerçekleştiren kişilerin toplumun her kesiminden, her yaş grubundan, her meslekten olabileceğini hatırlatmak, çocukları yaşamaları olası bir saldırıda paylaşıma ve yardım arayışına teşvik etmek açısından gerekli.

Ancak söz konusu haberlerin aktarılış biçimi, ve bu aktarım esnasında yaşanacak etik ihlaller mağdur çocukların tekrar tekrar travmatize edilmesine yol açar. Olayla ilişkili detayların çocuğun mahremiyetine girilerek, özel bilgileri paylaşılarak verilmesi, iyi niyetle yapılıyor bile olsa, çocuk haklarının bir başka ihlali çünkü.


Cinsel istismar ve ticari cinsel sömürü olayları, herhangi bir ideolojik görüşle normalleştirmeye yönelik yayınlar, öncelikle çocuğun yaşadığı deneyimle başa çıkmasını iyice zorlaştırır. Kendisini sömüren kişinin şu veya bu kurumda, kuruluşta saygın bir birey olarak tanıtılması korkunç sonuçlar yaratır. Bunun çocuk için anlamı, daha fazla suçluluk, çaresizlik ve yalnızlıktır.


Bu tür haberlerin bir başka tehlikeli boyutu daha var. O da, çocuğun fiziksel bütünlüğüne zarar vermeye eğilimli yetişkinler üzerinde yaratacağı etki. Ki araştırmalar bunun da eşit derecede vahim sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor. Gitgide artan ve kabul gören çocuk hakları ihlalleri; sömürülen ve sesini çıkartamayan daha fazla çocuk, gelişimi engellenen, özgürlüklerini tanıyamadan kaybeden daha fazla çocuk anlamına geliyor...


Çocuk hakları merkezli, etik kurallara bağlı habercilik yapmak gerekiyor. Şahıslar yerine suça odaklanan, çocuğun haklarını gözeten ve savunan bir habercilik şart. Son günlerde yaşadığımız olayların da böyle bir habercilikle sunulması gerekir diye düşünüyoruz. Yapılması gereken sadece kamuoyuna bu alandaki en önemli noktaları hatırlatmaktan ibaret.

O noktalar da, toparlarsak, şunlar: Erken yaşta ve çeşitli çıkar ilişkileri kullanılarak yetişkinler tarafından çocuğa yaşatılan cinsellik, en az çocuğun beslenme, barınma, eğitim haklarının elinden alınması kadar önemli bir hak ihlalidir.

Her hal ve şartta, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişme hakkı elinden alınmış olur; ki bu, vicdanî bir sorumluluk olmanın yanısıra yasalar nezdinde de suçtur. Hem de büyük harflerle ve tırnak içinde “SUÇ”tur.

Taraf
İnternet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.

Haberin puanı

0/10

Habere puan ver