Perşembe , Mayıs 26 2016
Anasayfa / Manşet / Haber: özgür ve yasak
Haber: özgür ve yasak

Haber: özgür ve yasak

Murat Belge | TÜRKİYE’NİN HALLERİ

 

Sabah on suları, ben de Taksim yakınlarındayım, bir patlama sesi geldi. Belli ki uzakta bir yerde, ama nerede? Burada ben böyle bir ses işitiyorsam, patladığı yerde nasıl bir ses çıkarmış olmalı?

Bunun bir uğursuzluğun sesi olduğunu hissettim. Zaten nicedir uğurlu bir şey olduğu yok. Böyle bir patlamadan da ancak bir yeni felâket çıkar. Nitekim çok geçmeden haberler gelmeye başladı.

Haberler gelmeye başlarken yayın yasağı da geldi. Duyduk ki Cumhurbaşkanı açıklamış: “Suriye uyruklu” diye, ardından yasak. Niye? Belli değil. Herhalde “niye” diye sormak da yasak kapsamına girer.

Şu son zamanlarda hayatımızda “ironi”den geçilmiyor. Bu “ironi” örneklerinin önemli bir kısmı da iktidardan kaynaklanıyor. Birinin dediğinin tersini öbürü söyleyebiliyor (tabii sonunda hep aynı “biri”nin söylediği geçerli oluyor); ama ille “biri” ve “öbürü” olması da şart değil. Aynı kişi de kendisiyle çelişebiliyor. Hayat böylece renkleniyor.

Geçtiğimiz Pazartesi “Çalışan Gazeteciler Günü”ymüş. Tabii Türkiye daha çok bir “çalışamayan gazeteciler” ülkesi. Mehmet Baransu’dan Can Dündar’a, Erdem Gül’e, seksen küsur gazeteci hapishanede. Ama hayatımızın “ironi”yle renklenmesi gerekli olduğu için, bu durumun en başta gelen sorumlusu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “günün mânâ ve ehemmiyetini tebarüz ettiren” bir konuşma yapıyor ve gazetecilerin haber yapma özgürlüğünün bir ülkede ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Birkaçının adını saydığım bu gazeteciler de “haber yaptıkları” için hapisteler.

Ama “ironi” açısından herhalde bu da yetmiyor ki, Sultanahmet’te patlayan bombadan sonra bu olayla ilgili bir yayın yasağı geliyor. Bütün dünya İstanbul’un Sultanahmet semtinde olan olayı izliyor, konuşuyor, ama burada bu yasak.

Şöyle genç bir gazeteci düşünün: Cumhurbaşkanı’nın istediği, beğendiği tipten bir gazeteci olsun. Yani Cumhurbaşkanı’na çok saygı duyan, onun her gün millete verdiği derslerden yararlanmak isteyen bir “genç gazeteci”. Pazartesi günü çok saygı duyduğu Cumhurbaşkanı’na kulak verecek ve “özgür haber yapmak” üstüne meslekî bir feyz alacak. O sırada hapiste olan “haber yapmış” bazı meslektaşları olduğu belki aklına gelecek. Ama gelse de, Cumhurbaşkanı’na gerçekten saygılı bir “genç gazeteci” ise buna fazla kafa yormayacak, “büyüklerimiz bilir” deyip geçecek.

Derken bomba patlayacak. Derken yayın yasağı gelecek. Bunlar da “genç gazeteci”nin kafasını karıştıracak mı acaba? Özgür haber yapma (meslekî) gereğiyle Sultanahmet’le ilgili haber yapmama gereğini bir arada nasıl düşünecek? Ya da gene düşünmeyecek ve “büyüklerimiz bilir” mi diyecek?

Bütün gazetecileri her sorun karşısında “büyüklerimiz bilir” demeyi öğrenmiş bir toplum, nasıl bir toplumdur? Böyle bir toplumda basın ne yapar? “Basın” diye bir şey olmasının bir gereği var mıdır?

Sultanahmet’teki patlamanın böyle bir “yayın yasağı” gerektirecek ne gibi bir özelliği olduğunu bilmiyorum ve düşünemiyorum da. Bildiğim şey, bir olay üstüne bilgilenmeyi engellerseniz, o konu üstüne olur olmaz spekülasyon yapmayı teşvik etmiş olursunuz. Zaten “komplo teorisi” diye tanıdığımız bir tavır özellikle böyle, bilgilenmeye yasak getiren toplumlarda yaygındır. Tabii bir toplum bunu bir alışkanlık haline getirmişse, siz yasak koysanız da, koymasanız da, o bildik “teori”lerini kuracaktır. Bunu engellemeniz mümkün değil; hele bu çağda, hep bildiğimiz ve gördüğümüz gibi, spekülasyon veya doğru haber, çok kısa zamanda her yere yayılabiliyor. Yasakla bunu değil, “doğru bilgi”ye erişmeyi engellemiş oluyorsunuz.

Daha öncekiler de çok farklı değildi beki; ama şu varolan iktidar kadrosu, böyle yasaklamalara çok yatkın ve çok hevesli. Bir tür içgüdü halinde her durumda “yasaklayalım” demek, akıllarına ilk gelen tedbir oluyor. Bu içgüdü aynı zamanda bilinçaltı dünyalarındaki “ideal toplum”un nasıl bir şey olduğunu da gösteriyor. “Bilgi”nin bir “merkez”i olacak, her türlü bilgi orada toplanacak. Toplumun geri kalanının bu “merkez”in denetlemesi dışında “bilgi”ye erişme imkânı olmayacak, “Merkez”, uygun gördüğü zaman ve uygun gördüğü biçimde, o “bilgi”yi topluma verecek; verirken o “bilgi”yi nasıl kullanmaları gerektiğini de söyleyecek.

Böyle toplumlara ne ad verildiğinin “bilgi”si de “merkez”de.