ANKARA İSTANBUL ADANA
Ankara Istanbul Adana

Tehlikede olan piyasa ekonomisi değil özgürlüğümüzdür

Taraf - Istanbul - 10.10.2008
 
Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült Bu haberi yorumla Arkadaşına gönder Yazdır  

BİLAL SAMBUR* / Aslında krizde olan serbest piyasa ekonomisi modeli değil, refah devleti ve devlet kapitalizmi gibi devletçi-kolektivist uygulamalar ve müdahalelerdir. Ekonomik açıdan bizim için iyi olanı özgürce gerçekleştirmekten vazgeçirmek için kolektivizmin ileri sürdüğü her gerekçe, özgürlük için tehlike arz eden bir manipülasyon olarak imal edilmektedir.

Amerika’nın finans piyasalarında başlayan ekonomik kriz, dünyayı derin bir şekilde etkilemeye devam ediyor. Bazıları, krizi en büyük ekonomik buhran olarak nitelemekte. Yaşanan derin bir kriz olmasına rağmen, krizin aynı derinlikte ve ciddiyette tartışıldığını söylemek zor. Sosyalizm gibi kolektivist bir ideolojiyi benimsemiş çevreler, bu krizi, sosyalizmin “vahşi kapitalizm”den rövanş alması olarak değerlendirmekte. Krizi, kapitalizmin sonu ya da post-kapitalist çağa geçişin başlangıcı olarak ilan edenler, büyük bir zafer sarhoşluğu içerisinde irrasyonel bir ruh halinin bütün çılgınlığını yansıtmakta. Bu irrasyonel değerlendirmeler, hiç umulmadık kimseleri de etkileyebilmekte ve onların da bilinçaltlarında saklı tuttukları kolektivist eğilimlerin ve kapitalizm düşmanlığının tezahür etmesine neden olmakta.

SERBEST PİYASAYI SAVUNMALI MIYIZ

Yaşanan ekonomik kriz, ekonomik hayatın özgürlük, adalet ve rekabet ilkelerine dayanması gerektiğini savunan serbest piyasa ekonomisi taraftarlarına zor bir zaman yaşatmaktadır, çünkü bu krizden istifade ederek sesini yükselten kolektivizm, kendi ekonomik tercihlerimizi özgürce belirlemek yerine devletin hayatımıza müdahale etmesine davetiye çıkarmakta ve var olan krizi kapitalizmin ölüm anı olarak ilan etmektedir. Ekonomik özgürlüğün bir masal olduğuna ve devlet müdahaleciliğinin gerçekçi tek ekonomik yol olduğuna inanmamız için her türlü kolektivist manipülasyonun etkili bir şekilde yapıldığı, sınırsız yalanların savrulduğu bu zor zamanda, insan onuru ve özgürlüğü adına serbest piyasa ekonomisini savunmak lazım.

Krizi, kapitalizmin sonu ve yeni bir sosyalist çağın başlangıcı olarak değerlendirmek çok anlamlı gözükmemektedir. Finansal nitelikli bu kriz, bizi çok ciddi bir sorunla yüz yüze getirmektedir. Yaşanılan ekonomik dar boğazdan istifade etmeye çalışan illiberal zihniyet, özgürlüğümüzü tehdit eden ve birey oluşumuzu hedef alan kolektivist bir dalga meydana getirmeye çalışmaktadır. Sözünü ettiğimiz bu illiberal kolektivist zihniyet, ekonomik hayatta bireylerin özgürlüğünü ve rekabet etmesini esas alan serbest piyasa ekonomisini kendisine hedef seçmekte ve bu krizi, piyasa modelinin sonu olarak sunmaktadır.

Aslında krizde olan serbest piyasa ekonomisi modeli değil, refah devleti ve devlet kapitalizmi gibi devletçi-kolektivist uygulamalar ve müdahalelerdir. Devletçi ve kolektivist düşünce yanlıları, krizin, ‘piyasa’nın yalandan başka bir şey olmadığını ortaya koyduğunu, özgür piyasanın liberallerin tehlikeli bir uydurması olduğunu net olarak gösterdiğini iddia edecek kadar ileri gitmektedirler. Başka bir ifade ile kolektivizm, piyasa ve özgürlük kavramlarının bir mitten başka bir şey olmadığını bize söylemektedir. Amerika örneğinde ortaya çıkan devlet kapitalizmi ve refah devleti modelini eleştirmek yerine, kolektivizmin özgürlükçü piyasa modelini hedef alması özgürlük açısından kaygı vericidir.

Krizi bahane ederek özgürlüğümüze saldıran kolektivizmin manipülasyonlarına karşı özgürlüğümüzden vazgeçmememiz, kendimizi devlete ekonomik açıdan bağımlılaştıracak bir ümitsizliğe düşmememiz lazımdır. Aslında kriz, ekonomik sistem olma niteliğine sahip tek modelin serbest piyasa ekonomisi olduğunu ortaya koymuştur. Sosyalist ve Keynesyen ekonomik anlayışlar, birer ekonomik model olmayıp, piyasa ekonomisinin başarısız olması için fırsat bekleyen ve böyle kriz anlarında devlet müdahalesini gündeme getirmekten başka hiçbir önerisi olmayan anlayışlardır. Hem piyasanın hem özgürlüğün mutlaka başarısız olacağını söyleyen sosyalizm ve Keynesyenizm, önümüze derin bir karamsarlık tablosu koymaktan ve felaket tellalığından başka bir şey yapmamaktadırlar. Bireylerin yaratıcılık ve rekabet etme gücüne güvenen serbest piyasa ekonomisi ise, krizlerin gelip geçici olduğunu, eninde sonunda insanın ve özgürlüğün kazanacağını bize söylemektedir. Başka bir ifade ile mevcut krizden dolayı kötümser olmamalı ve geleceğimiz hakkında karamsarlığa düşmemeliyiz.

KRİZ DEVLETÇİ KAPİTALİZMİNİN KRİZİDİR

Devlet kapitalizminin içine girdiği bu son kriz, kolektivizme serbest piyasa ekonomisi modelini ahlaksızlıkla suçlama imkânı vermiştir. Serbest piyasa ekonomisinin ahlaktan yoksun olduğu iddiası, kolektivist bir yalandır. Serbest piyasa ekonomisinin öncü teorisyeni olarak kabul edilen Adam Smith, ünlü eseri ‘Ulusların Zenginliği (The Wealth of Nations, 1776)’ isimli kitabını yazmadan önce ‘Ahlaki Duygular Teorisi (The Theory of Moral Sentiments, 1759)’ isimli kitabını yazmıştır. Smith, piyasanın işlemesinde ahlakın rolünü hiçbir zaman gözardı etmemiş, bilakis piyasanın, davranışlarının sorumluluğunu yüklenen ahlaklı ve erdemli bireyler sayesinde işleyen bir sistem olduğunu ifade etmiştir. Başka bir ifade ile, ahlakın olmadığı yerde piyasa da yoktur. İkisi de birbirini gerekli kılmaktadır. Ekonomik hayatta dürüst ve ahlaklı olmak, sözüne güvenilir olmak, sahtekârlık yapmamak serbest piyasa ekonomisinin olmazsa olmazıdır. Son finans krizi, aynı zamanda bir ahlak krizidir. Ödeyemeyeceği kredileri ödeme taahhüdünde bulunma, yalan beyanlarla devletten nemalanmanın yaygınlaşması, Amerika’da mortgage’la başlayan krizin bütün finansal piyasaları etkilemesinde etkili olmuştur. Astronomik ücretler alan büyük finans şirketleri yöneticilerinin, rasyonel, ahlaki ve rekabet koşulları çerçevesinde dinamik ve yaratıcı vizyonlar geliştirmek yerine kurumlarından nemalanan birer asalak haline gelmeleri, yaşanan ahlaki yozlaşmanın bir başka örneğidir. Ahlaki yozlaşmayı, piyasa hiçbir şekilde affetmemektedir. Ekonomik hayatta sahtekârlık ve yalancılık yapanlar, ilk önce müşterilerini, sonra işlerini ve sermayelerini kaybetmek suretiyle piyasadan kovulmaktadır.

Kolektivizm, serbest piyasa ekonomisini çıkarcılıkla, egoizmle ve bencillikle itham etmekte ve sosyal adaleti ortadan kaldırmakla suçlamaktadır. Serbest piyasa ekonomisi, insanların kazanma isteklerini doğal karşılamakta ve bu isteği, piyasada ekonomik hayatın canlı olarak devam etmesi için gerekli görmektedir. Kolektivizm ise, toplumculuk adına insanların kazanç isteğini egoizmle özdeşleştirmek suretiyle inkâr etmektedir. Kolektivizmin, serbest piyasa ekonomisini, insanları kâr hırsıyla gözleri dönmüş canavarlara dönüştürmekle suçlaması büyük bir zihinsel aldatmacadır. Serbest piyasa ekonomisi, insanların kâr elde etme isteğini doğal kabul etmektedir. Ancak, serbest piyasa ekonomisinin erdemi bunun ötesindedir. Başkalarına zarar vermeden, başkalarının malını ve kazancını çalmadan, insanların meşru yollardan kâr edebilecekleri bir hayat yaratan serbest piyasa ekonomisi, ekonomik hayatı insanileştirmektedir.

Krizle beraber kolektivist zihniyet, serbest piyasa ekonomisinin fakirlikten başka bir şey üretmediği saçma iddiasını tekrar etmeye başlamıştır. Serbest piyasa ekonomisi, zenginlik yaratan ve yaratılan zenginliği adalet, girişimcilik ve rekabet prensipleri çerçevesinde işleyen piyasa ilişkileri ağıyla dağıtan temel insani sistemdir. İnsanları, fakirliğe ve sefalete mahkûm eden kolektivizmin versiyonları olan refah devleti ve sosyalizmdir. Çin ve Hindistan’da milyonlarca insan, serbest piyasa ekonomisine geçiş politikaları sayesinde geçimlerini sağlayabilmekte ve hayatlarını devam ettirebilmektedir. Serbest piyasanın fakirlikle mücadelede en etkin model olduğu unutulmamalıdır. Amerika’da yaşanan krizi, serbest piyasa ekonomisinin yoksulluk üretmesi olarak değil devletçi kapitalizmin yarattığı materyalizmin bir ürünü olarak görmek lazımdır. İnsanlar, Amerika’da her istediklerini bir anda elde etme hırsıyla şartlandırılmış ve bütün gelir ve birikimlerini bu isteklerin karşılanması için harcamışlardır. Gelir ve birikimlerin yetmediği yerde, araba, ev, LCD TV, tatil ve diğer ihtiyaçlar için her türlü kredi verilmiştir.

ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE SAHİP ÇIKMALIYIZ

Devletin gelişi güzel para basmasını, faiz oranlarını belirlemesini, cari açığın önüne geçilememesini, finans kurumlarının iyi yönetilmemesini, hesapsız kitapsız verilen ve sorumsuz olarak kullanılan kredileri, devletçi kapitalizmin materyalizmi yaygınlaştırmasını, saldırgan bir emperyalizmden başka bir şey olmayan Amerika dış politikasını yaşanan krizin arkasındaki faktörler olarak görebiliriz. Ancak, bu nedenlerin hiçbiri, devleti ekonomik hayatımıza müdahaleye davet etmeyi meşrulaştırmamaktadır. Ekonomik açıdan bizim için iyi olanı özgürce gerçekleştirmekten vazgeçirmek için kolektivizmin ileri sürdüğü her gerekçe, özgürlük için tehlike arz eden bir manipülasyon olarak imal edilmektedir. Kolektivizmin, son finans krizini fırsat bilerek yaptığı özgürlükçü ekonomik modelle ilgili manipülasyonlara inanmamalı ve bu zor zamanda serbest piyasa ekonomisinin insani ve ahlaki erdemlerini ısrarla gündeme getirmeliyiz.

* Doç. Dr.; Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyesi / bsambur@yahoo.co.uk




 
Diğer haberler
  1. Trabzon umudunu koruyor





 
  • Anasayfa
  • Tüm Haberler
  • YAZARLAR
  • Reklam
  • Künye
  • Okur Görüşleri
  • İletişim
  • Sık kullanılanlara ekle
  • Giriş sayfam yap
  • Taraf Gazetesi Haberleri
  • Taraf Gazetesi Yazarları
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır. Tasarım ve programlama Sawis Digital Solutions