|
|
|
|
|
|
2009'da kıyamet gibi kan akacaktı
- NE?E DÜZEL
- 28.01.2008
|
|
|
Türkiye uzunca bir süredir en sarsıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. İçinden güvenlik ve yargı görevlilerinin çıktığı derin çeteler ortalıkta pervasızca suç işliyor. Nitekim geçen hafta başlatılan Ergenekon operasyonu nasıl bir tehlikeden geçtiğimizi açıkça ortaya koydu. Danıştay baskını, Hrant Dink suikastı, rahip Santoro cinayeti sadece bu çetenin cinayetleri olarak sıralandı. Susurluk’ta her karanlık işin
altından çıkan ve kendisine on yıldır dokunulamayan
JİTEM’in kurucusu emekli general Veli Küçük dâhil pek çok kişi tutuklandı. Derin devletin uzantısı olan bu sanıkların 2009’da darbe yapmayı planladıkları söylendi. Biz de bu ülkede bir türlü bitmeyen darbeleri, derin devletin köklerini, toplumun derin devletle ilişkisini, derin devleti besleyen milliyetçiliği, AKP’nin reflekslerini ve demokratlarla AB sürecinde bozulan ama Ergenekon operasyonunda
tekrar güçlenen ilişkisini ve türbanı Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısını en iyi analiz ed
|
Büyük bir operasyon yapıldı geçen hafta. Çok sayıda insan gözaltına alındı. Bu insanların ‘derin devlet’ denen ve pek tarif edilemeyen örgütün parçaları olduğu söylendi. Öncelikle nedir bu derin devlet? Tam bir tarifi var mı bunun? Derin devlet, Türkiye’nin modernizasyonunun ortaya çıkardığı bir fenomendir. Orta sınıfı olmayan bir toplumda, modernizasyonun ordu eliyle yapılmasının ve ordu içinde de kliklerin oluşmasının yarattığı bir olgu derin devlet. Bir de işin dış konjonktür yanı var. İmparatorluğun habire ufalıp dağıldığı bir zamanda kuruluyor bu derin devlet. Dönemin Genelkurmay Başkanı Enver Paşa Teşkilat-ı Mahsusa diye bir örgüt oluşturuyor. Teşkilat-ı Mahsusa’nın ismi Cumhuriyet’le birlikte MİT olmadı mı? Derin devlet denen MİT midir aslında? Başlangıçta evet öyledir. Osmanlı’nın son döneminde Teşkilat-ı Mahsusa’ydı derin devlet. Ağırlıkla da ordu mensuplarından oluşuyordu. Zaten o zamanda kaç sivil kişi var ki. Her şey orduydu. Nitekim İttihatçı Cemal ve Talat Paşalar da Enver’in Teşkilat-ı Mahsusa’sına karşı kendilerine bağlı benzer örgütler kurdular. İttihat ve Terakki davayı kaybedince, bu teşkilatlar, Kurtuluş Savaşı sırasında tekrar ortaya çıktılar ve savaşa katıldılar. Aslında Mustafa Kemal’in sevmediği adamlardı bunlar. Ama devleti kuracak başka kadro yoktu. Nitekim dış dünya da, ‘Türkler savaştan başarıyla çıkar ve devlet kurarlarsa, bu devletin başında Mustafa Kemal gibi bir adam bulunabilir. Ona söylenecek bir laf yok. Çünkü o, bir Enver, bir Talat Paşa değil’ diyorlardı. Mustafa Kemal’in Ermeni katliamına karışmamış biri olduğunu mu söylemek istiyorlardı bununla? Tabii, öncelikle bu... ‘Arkasında bilmem kaç yüz bin kişinin ölümünü taşımayan bir adam Mustafa Kemal’ demek istiyorlardı. Savaş bittikten sonraTeşkilat-ı Mahsusa artık Cumhuriyet’in kendi kadrolarının egemen olduğu bir örgüt oldu. Adı da MİT olarak değişti. 1950’li yıllara gelindiğinde bir de Kıbrıs’la ilgili TMT diye Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. Bunu kim kurdu? Bu gizli örgütü de ordu kurdu. Ordu zaten her zaman bu teşkilatların hepsinin üstünde oldu. MİT’in başına her zaman bir subay getirildi. Mesela Menderes başkanı sivil olsun diye emekli bir elçiyi MİT Başkanı yapmıştı ama, o da 27 Mayıs darbesinin yapılacağını Menderes’e haber vermedi. MİT’in başına sivil de gelse, kime bağlı ve kimden emir aldığı bellidir. Son dönemde artık MİT başkanları sivil kişiler oluyor. MİT’e ordu hâlâ hâkim mi? MİT’in kendisi artık bir şeye hâkim değil ki. MİT’in başına kim gelirse gelsin... Derin devlet gene askerî bünye içinde oluşuyor ama artık derin devlet MİT değil. Bugün derin devlet JİTEM. Bu ülkede derin devlet işte böyle aşamalar geçirdi. Teşkilat-ı Mahsusa’dan başlayıp JİTEM’e dönüştü. Deneyler hep bir sonraki yapıya aktarıldı. Mesela bir dönem TMT bazı şeyleri üstlendi. Bir dönem de NATO çerçevesinde kurulmuş meşhur kontrgerilla vardı. Kontrgerilla da şimdi JİTEM oldu. İşi götürebilecek kadroları kontrgerilladan JİTEM’e transfer ettiler. Burada ilginç olan... Evet... Bu devletin, kuruluşundan itibaren bir yeraltı teşkilatına ihtiyacının olmasıdır. Bu devletin içinde her zaman derin devlet denilen bir yeraltı teşkilatlanması var. Yalnız şunu da söylemek gerekir. Türkiye denen kemanın yayını asker çeker, derin devlet askerin çaldığı bir kemandır ama... Derin devletin fonsksiyonları sadece askerle yürütülemez. Dışişleri’nde, MİT’te, üniversitelerde, sendikalarda ve medyada derin devletin güveneceği kadrolar olmadan derin devlet olunamaz. Niye resmî devletin bir gizli, derin devlete ihtiyacı var peki? Çünkü bu devlet daima bir tehlikenin var olduğu algısı üzerine kuruldu. Bu tehlike bazen komünizm, bazen bölücülük, Kürtçülük vb. oluyor. Bu algıya göre de, bu tehlikelerin içinde de daima beşinci kol, yerli ajanlar bulunuyor. Bu devlet yapısının hep bir tehlikeye ihtiyacı var. Çünkü tehlike olmazsa, toplumun kendisini koruyacak bir vasi devlete ihtiyacı olmaz. O zaman da zaten devlet demokratikleşir. Devleti kuranlar için bu, istenecek bir şey değil. Herhalde derin devlet denilen yapı türlü biçimlerde başka ülkelerde de var. Ama bizde çok ortada dolaşıyor. Nasıl oluyor da bu kadar cüretkâr bir biçimde suç işliyorlar? Bu ülkede üç buçuk darbe oldu ve darbelerde yapılanlar ortada olduğu halde hiç kimse bunların hesabını soramadı. 1960’ların sonunda Türkiye İşçi Partisi ortaya çıkar çıkmaz vurulan gençler neydi? 1970’lerde öldürülenler neydi? Acaba sağcılar ve solcular mı birbirini öldürüyordu? Yoksa onların arasına karışmış malum adamlar mı bu işi yapıyordu? Hasan Fehmi’ler, Ahmet Samim’lerden başlayın.
Haberin devamını okumak için tıklayın.
|
|
Diğer haberler:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|