|
|
|
DEVİN BAHÇECİ * / Böyle giderse, iklim değişikliği ile mücadele için adil, etkili ve hukuki bağlayıcılığı olmayan küresel bir anlaşma hiç olmayacak.
|
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı’nın (COP15 – Kopenhag İklim Zirvesi) üzerinden iki ayı aşkın süre geçti. Hatırlarsanız, toplantı 15 gün boyunca dünya gündemini belirlemişti. Birçok otorite tarafından Birleşmiş Milletler’in düzenlediği en kritik toplantı olarak öne çıkan Kopenhag İklim Zirvesi ne yazık ki büyük hüsranla sonuçlandı. Oysaki 2007’de hazırlanan Bali Yol Haritası, iki yıllık bir çalışma ve hazırlık sürecini öngörüyor ve iklim değişikliğini önlemek için Kopenhag’ı nihai anlaşmanın yapılacağı yer olarak gösteriyordu.
Yine hatırlatmakta yarar var: Her gün başka bir krizin, her gün başka bir küçük ada ülkesi veya Afrika ülkesinin “batıyoruz” çığlığının duyulduğu toplantıya, 100’ü aşkın devlet başkanı katılarak konuşma yapmıştı. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi toplantıdan anlaşma çıkmadı, çünkü devletler iklimi değil sürmekte olan sistemi ve çıkarlarını kurtarmaya çalışıyordu.
Yardımlar sadaka boyutunda
Toplantı sonunda, bazı üstünkörü finansal taahhütler ile Kopenhag Yeşil İklim Fonu kurulacağı ve tehlike altındaki ülkelere destek sağlanacağı üzerine hemfikir olan ülkeler yine bu sözlerini her hangi bir yasal bağlayıcılığı olan hükümler ile de tamamlamamışlardır. Oysaki toplantı boyunca başta AOSIS (Küçük Ada Ülkeleri Birliği) olmak üzere birçok devlet bahsedilen rakamlarının sadaka niteliği taşıdığını ve yasal olmayan hükümler yüzünden, iklim değişikliğinde tarihsel sorumluluğu olan ülkelerden, adaptasyon ve mitigasyon için para dilenmek zorunda kalacaklarını belirtmişlerdi.
Dünya kamuoyunun baskısından korkan liderler, baskıyı hafifletmek ve beceriksizliklerini örtbas etmek için 31 Ocak 2010 tarihini işaret ettiler ve sonuç bildirgesinde gelişmiş ülkelerin bu tarihe kadar emisyon azaltım hedeflerini, kalkınmakta olan ülkelerin ise azaltıma dair eylem planlarını sunması üzerine anlaştılar. Göz boyamadan başka bir şey olmayan bu sözlerin ne kadar da boş olduğu, antlaşmadan iki ay sonra daha da belirginleşti.
Nitekim Birleşmiş Milletler 18 şubat tarihi itibari ile Kopenhag İklim Zirvesi sonuç bildirgesi doğrultusunda verilen taahhütleri yayınladı. Ek–1 ülkeleri olarak tabir edilen gelişmiş ülkeler içinden bazılarının verdiği taahhütler şöyle:
Avustralya: Eğer küresel bağlayıcılığı olan ve atmosferdeki CO2 oranını 450 ppm veya altında tutan bir anlaşma olursa 2025 yılında emisyonlarını 2000 yılı seviyesinin yüzde 25 altına çekmeyi, eğer anlaşma olmasa koşulsuz olarak yüzde 5 altına çekmeyi, 450 ppm seviyesinde tutamayan bir anlaşma olursa da yüzde 15 altına çekmeyi taahhüt ediyor.
Haberin devamını okumak için tıklayın.