1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 26 Mayıs 2013 Pazar 04:53
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  

Ah mine’l- “Ortadoğu Uzmanları” - Taraf - 23.04.2012

Ah mine’l- “Ortadoğu Uzmanları”   VEHBİ BAYSAN * / Ülkemizde sayısı hiç de az olmayan Ortadoğu uzmanlarının analizleri epey sorunlu

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Ülkemizde sayıları azımsanamayacak kadar çok insanın Ortadoğu, Kuzey Afrika ve hatta Afrika bölgesinde olan bitenlere ilgisi giderek artıyor, olayları anlamaya ve anlamlandırmaya çabalıyorlar. Ancak, bölgede özellikle son bir yılı aşkın bir süredir yaşananlar düşünüldüğünde bunun pek de kolay olmadığı aşikâr. Bölgede neler oldugunu takip etmeye çalışmak, olayların aylık değil neredeyse haftalık aralıklarla ve tüm hızıyla değişmesi yüzünden konu hakkında sağlıklı bir fikir oluşturmak oldukça zorlaştı. Bir de buna ‘Ortadoğu Uzmanları’mızı eklediğinizde konu daha da içinden çıkılmaz hale geliyor.

Şüphesiz bu “Ortadoğu uzmanları”nın içinde elbette bilgisine, analizine, yorumuna güvendiğimiz çok sayıda nitelikli kişi var. Onları sözlerimin dışında tutuyorum. Ama, her vesileyle karşımıza çıkanların pek çoğu bırakın uzun yıllar bölgede yaşamayı, bölgenin kültürünü, geleneklerini bilmeyi, daha da önemlisi insanlarını yakından tanımayı; Ortadoğu’nun herhangi bir yerine seyahat etmemiş olmaları dahi şüphelidir. Yine çok büyük bir bölümünün Arapça bilmediğini hatta bunların içinde global medyayı takip edecek kadar yabancı bir başka dil bilmeyenlerin dahi bulunduğunu tahmin etmek zor değil. Arap yarımadasında ve Kuzey Afrika bölgesinde bir süre bulunmadan, halk ile haşır neşir olmadan, örneğin, Libyalıların Suriyeliler hakkındaki düşüncelerini ya da Ürdünlülerin Mısırlılar’ı nasıl gördüğü ya da Biladu’ş-Şam bölgesinin körfez ülkeleri için ne düşündüğünü bilmek hayli zor. Oysa, tüm bu ülkeler arasında bölgede yaşayanların çok iyi bildiği yazılı olmayan kodlamalar ve referanslar vardır. Siyasi, toplumsal, bireysel ilişkiler tüm bunların etkisine göre şekillenir, dostluklar ona göre kurulur. Biz yine de bu “uzmanlar”ın iyiniyetli olduğundan, eksik de olsa bilgilerini paylaşmaktan ve halkımızı analizleriyle aydınlatmaktan başka düşünceleri olduğunu düşünüyor, şüphe duymuyoruz.

Bir parantez açıp İstanbul’un çok ilginç bulduğum ve ilgiyle takip ettiğim bir yönünü sizlerle paylaşmak istiyorum: Yağmur çiselemeye başlar başlamaz daha önce ne iş yaptıkları konusunda fikir oluşturamayacağınız pek çok insan bir anda ortaya çıkıp ellerinde çeşit çeşit şemsiyeler, yol kenarında satmaya başlar. Onların görünmediği ortamlar adeta garipsenir olmuştur günlük yaşantımızda. Televizyonlarda sabaha kadar “fikir” beyan eden onlarca “ortadoğu uzmanı”nı da biraz böyle değerlendirebiliriz. Daha önce ne yapıyorlardı? Neredeydiler? Nelerle ilgilendiler?... bilinmez. Yıllar önce Manisa semalarında UFO görüldüğünde de yaşamıştık aynı durumu: Onlarca “UFO uzmanı” günler boyu televizyon ekranlarını meşgul etmiş, bizleri uçan daireler hakkında aydınlatmıştı!

Tüm bunlara ek olarak, son yıllarda Arap yarımadasından gelip ülkemize yerleşmiş ve medyanın demirbaşı haline gelmiş ‘ithal’ uzmanlarımızdan da söz etmek gerek. Bölgeden gelmeleri nedeniyle halk nezdinde daha fazla inandırıcılık arz eden bu uzmanlar en azından Arap medyasını takip etme olanağına sahip. Türkçeyi iyi öğrenmiş olanları da konuları aktarma bakımından pek de sıkıntı arz etmiyor. Ancak, bu aktarılanlar kimi yerde Arap gazetelerinin üçüncü sayfa dedikodu haberlerinden öteye geçmiyor. Yani, Kahire, Şam, İstanbul’da herhangi bir kahvehanede duyacağınız yorumlar bazen seviyeyi belirliyor. Ürdün’de yayınlanan günlük Şihan türü gazeteleri biraz karıştırmak bu tür bilgileri Türkçeye aktarmak için yeterli kaynak oluşturabilir.

Bu ithal bölge uzmanlarından biri uzunca süre önce bir radyoda canlı yayında Ortadoğu üzerine konuşuyor, anılarından söz ediyordu. Laf lafı açtı, laf arasına abartı girdi ve sonunda konuyu Kaddafi ile olan dostluğuna ve geçmişte sık sık yaptığı Libya ziyaretlerine kadar getirip, oradan Kaddafi’ye “Bak Muammer, sen devleti bu haliyle iyi yönetemiyorsun, gel, şu işi şöyle yap, böyle yap!..” türü hitaplarla nasıl akıl verdiğine kadar uzattı. Kaddafi’ye nasıl ülke yönetmesi konusunda yönlendirme yapan bölge gazetecimiz, bana, iki yıl kadar önce seyahatlerimden birinde yine Libya’da şahit olduğum bir olayı anımsattı. Trablusgarp’ta Saha’t Hazra (şimdi adı Saha’t Şuheda)’da bir açık hava kafetaryasında oturuyorduk. Oradan tanıdığım Suriyeli genç bir arkadaş geldi yanımıza. Biraz üzgündü. Ne olduğunu sorduğumuzda, park halindeki aracına bir Libyalının arkadan çarptığını, hasar oluştuğunu söyledi. Cana değil mala gelsin diye avutmaya çalışınca, başına gelenlerin devamını anlatmaya koyuldu. Yasa gereği kaza yerine polis çağırmışlar, polis tutanağı hazırlamış ve neticede bizim Suriyeli arkadaşı haksız çıkarmış. Suriyeli arkadaş, “park halindeydim, bu sürücü geldi, çarptı arabama, üstelik kendisi de böyle olduğunu söylüyor, niçin tüm kabahati benim üzerime yazdınız?” diye itiraz edecek olmuş. Aldığı cevap kendi ifadesiyle aynen şöyle: “Sen eğer Suriye’den buraya gelmemiş olsaydın, bu Libyalının kaza yapmasına sebebiyet vermeyecektin...”

Libyalılar Suriyelilere böyle bakarken sayın bölge gazetecimizin Kaddafi’ye akıl hocalığını nerede yaptığı bir soru işareti olarak kalacak.

Tüm bu kargaşada, havada uçuşan “fikir”lere baktığınızda bunların “komplo teorileri”nden öteye pek geçemediği, bilgi eksikliğinden dolayı da çok zayıf kaldığı görürülür. Örneğin, bu teorilere göre Amerika tüm bu ayaklanmaların, daha doğrusu Arap Baharı’nın arkasındadır, planlayıcısıdır, uygulayıcısıdır. Kulağa hoş gelen bu teorinin kastettiğine göre Amerikalıların bir parmak hareketiyle (ya da bir düğmeye basmasıyla) halklar sokaklara dökülüyor, slogan atmaya başlıyor, ve bunun sonucu olarak şanslıysa fena halde dayak yiyor, yaralanıyor, işkence görüyor. Ya da özellikle Libya, Yemen ve Suriye örneklerinde gördüğümüz gibi binlercesi vurulup, öldürülüyor.

Bilindiği üzere, Amerika ile ilgili teorilerin ardı arkası kesilmez. Her taşın altında onların, bir de Yahudilerin olduğu iddiasının dünya çapında azımsanamayacak kadar çok kabul edeni vardır. Bu iddialara göre, Amerika Birleşik Devletleri’ni de Yahudiler “yönettiği” için sorun hallolmuş oluyor, her ikisini de aynı kulvarda değerlendirebiliriz. Amerika’nın Afganistan’dan niye hala çık(a)madığını “oradaki değerli madenlerde de gözü var...” diye yanıtlayanlar bulunduğu gibi Irak’tan çıkmamasını da sadece oradaki petrol ile ilişkilendirerek açıklayan “uzmanlar”ın ortak bir yanı var yine de - biraz kitap okuma, araştırma yapma zahmetine katlanmıyorlar. Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta bulunmasının maliyetini oradan çıkan petrolle karşılamasının yıllar alabileceği, kaybedilen her Amerikan askerinin hükümetleri için tehlikeli bir oy kaybı yarattığı, ölen her Afganlı ve Iraklının bölgede, ve dahi dünyada, Amerika karşıtlığını arttırdığı gibi hemen sayılabilecek birkaç sebep dahi “sadece maden..”, “sadece petrol..” tezlerini zayıflatmaya yetecektir. Dahası bu uzmanların ‘ilim’leri yoktur ama müthiş ‘fikir’leri vardır: CIA / Pentagon / Mossad’ın nasıl işlediğini, neler yaptığını, neler yapabileceğini bu kurumların içinde çalışanları bir kenara bırakın, başındaki insanlardan daha iyi bilir görünürler. Amerika’nın mimarlığını yaptığı BOP projesinin ne olduğunu tam tarif edemeyip kelime oyunlarıyla etrafında dönüp dursalar da bunun bölge için ‘çok kötü bir şey’ olduğunda hemfikirlerdir, hatta ülkemiz sayın başbakanının BOP as başkanı olduğunu iddia ve sonrasında fütursuzca ilan etmişlerdi. Neyse ki, bu aralar bu söylemlerin modası geçti, veya Amerika bu uzmanların kendilerini deşifre etmelerinden rahatsız olup planı ‘bir sonraki bahar’a diyerek rafa kaldırdı!

Bu anlamda, uzmanlarımız aslında biraz da ‘harcanmış yetenek’ kategorisinde değerlendirilebilir. Ömürlerini Amerika’nın Türkiye ve Ortadoğu üzerine kurduğu komplolarını açığa çıkarmakla geçiriyorlar ama komplo tesbit alanındaki bu engin deneyimleri maalesef bugüne kadar Amerikalılara (ve Yahudilere) karşı bir kez olsun üstün gelecek gerçek bir üst teori üretememiştir.

Hal böyle olunca da Türkiye’de insanların bu konuda kafasının karışık olması son derece anlaşılabilir bir durum.


vbaysan@gmail.com

Share/Save/Bookmark Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült

Diğer haberler:
 
Diğer Her Taraf Haberleri:
 Bir liberal ne ister: çatışmasızlık mı barış mı (3)
 ‘İyinin ve kötünün ötesinde’
 Bir liberal ne ister: çatışmasızlık mı barış mı (2)
 Bir liberal ne ister: çatışmasızlık mı barış mı (1)
 Küresel köyde birlikte yaşamak
 İki dil bir üniversite: Muş Alparslan Üniversitesi
 Sevgili Taraf yazarları...
 Âkillerin çilesi

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 26.05.2013
‘Aklın yolu bir’ mi
DİK YAZI
Emre USLU - 26.05.2013
İstihbarat savaşının içyüzü
KULİS TARAFI
Pelin Cengiz - 26.05.2013
Alkol yasağı: İktidar sarhoşluğu
POP-UP
HIDIR GEVİŞ - 26.05.2013
Bu bir içki yasağıdır
İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK DÜNYASI
Ramazan Çanakkaleli - 26.05.2013
Torba kanundaki sosyal güvenlikle ilgili değişiklikler
ARAF'TAN
Amberin Zaman - 26.05.2013
Davutoğlu: El Nusra oradaki bataklığın sonuçlarından biri
DÜNYA GÜNLÜĞÜ
Ceyda Karan - 26.05.2013
İran’da ‘isyankârlar’ ve ‘sapkın akıma’ geçit yok!
ANİDEN
Numan Türer - 26.05.2013
Samet Aybaba görevini başarıyla tamamladı
KÖŞE ÇİZERİ
Tan Oral - 26.05.2013
Çiçek ve teneke çelenk
NE YERSEK OYUZ
Defne Koryürek - 26.05.2013
Marifet‏
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Haber: Ah mine’l- “Ortadoğu Uzmanları”
26.05.2013 04:53:43