|
|
|
|
|
|
Başbakan bana abi derdi -
Taraf/AMBERİN ZAMAN
- Istanbul -
04.03.2009
|
|
|
Grubunu sarsan vergi cezası sonrası ilk kez Taraf’a konuşan Aydın Doğan, Erdoğan’la yakın ilişkisinin nasıl bozulduğunu anlattı. Amberin Zaman’ın sorularını yanıtlayan Doğan, Eylül 2006’daki son görüşmede kendisine ‘Abi’ diyen Başbakan’a söylediklerini aktardı: Çok gençsiniz, çok başarılı gidiyorsunuz. Yerinizde olsam övünürüm. Aydın Doğan, vergi cezası sonrasında Erdoğan’a yeni bir mektup yazdığını da açıkladı: Dedim ki, ben hiçbir siyasi partinin yandaşı değilim. İki gün evvel gönderdim. Cevap yok. Hilton ve rafineri taleplerine Erdoğan’dan aldığı cevapları anlatan Doğan, hükümete husumet beslemediğini söyledi: AKP’nin önünü kesme niyetim hiç olmadı, partinin kapatılmasına da karşıydım. “Derin devlet yoluyla onlara mani olma gibi bir gayretim olmadığını, tersine çaba gösterdiğimi Tayyip Bey biliyordu” diyen Doğan, “yandaş medya” saydığı gazeteleri hükümetle ilişkisini bozmakla suçladı
|
Başbakan Tayyip Erdoğan’la Van gezisi sırasında yaptığımız mülakat 1 mart pazar günü Taraf’ta yayımlanınca Aydın Doğan’ın epey ilgisini çekmiş. Anlaşılan, Erdoğan’ın kendisiyle ilgili isim vermeden yaptığı yorumlar Doğan’ın merakını uyandırmış. Kısaca hatırlatalım: Bir grup yabancı basın temsilcisinin katıldığı mülakat sırasında El Cezire televizyonunun temsilcisi Yusuf El Şerif, Başbakan’a ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçenlerde yayınlanan İnsan Hakları Raporu’nun Türkiye bölümünde, medyaya baskının kınandığını söylemişti. Başbakan da, muhtemelen burada eleştirilenin Doğan Grubu’na kesilen astronomik vergi cezası olduğunu düşünerek, 7 martta Türkiye’ye gelecek olan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a, “Bu nasıl rapor” diye soracağını söyledi. Başbakan’ın bu cümlesi ilk olarak Taraf’ta yayımlandı. Ertesi gün ise, haberimiz Milliyet’e manşet oldu. Aydın Doğan, bu haber üzerine çağırdı bizi, Taraf’a mülakat vermeyi de kabul etti. Gözlemlediğim kadarıyla, Aydın Doğan hükümetle arasındaki mevcut krizi derinleştirmek istemiyor, kavga istemiyor, daha fazla gerginlik istemiyor. Israrla “Tayyip Erdoğan ile alıp veremediği bir şey olmadığının” altını çiziyor. Ancak müthiş bir haksızlığa uğradığı inancında. İşte Aydın Doğan’ın ağzından, Doğan Grubu ile Başbakan Erdoğan arasındaki ilişkinin bugüne nasıl geldiğinin hikâyesi...
Zor günler geçiriyorsunuz. Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz. Hükümetle bu noktaya nasıl geldiniz? Esas problem nedir? Tayyip Bey’i İstanbul İl Başkanlığı’ndan beri tanıyorum. İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde çok defalar görüştük. Tayyip Bey, mahkûm olduğu zaman kendisine geçmiş olsun dileklerimi ilettim bir-iki arkadaşla. Ama kendim gitmedim çünkü gazete sahibiydim. Hiçbir problemim yok Tayyip Bey’le. Sonra, partiyi kurduğu zaman biz Almanya tesislerinin açılışını yapıyorduk. Tüm siyasi parti liderlerini orada görmek istedik. Tansu Hanım, Mesut Bey, MHP’den Tunca Toskay ve DSP’den de İsmail Cem geldi. Tayyip Bey’in de gelmesini rica ettik. Almanya’daydı “Gelirim” dedi. Ben oteline gittim davet ettim, geldi. Açılış törenine katıldı. O akşam bizim misafirimiz de oldu otelde.
"Erdoğan için iyi şeyler de yazdık" Yani ilişkilerde en ufak bir şey yoktu. Hatta onlar demokratikleşmeyi istiyordu. İnançlarımız örtüştüğü için destek verdik. Onun müdafaa ettiği değerleri bizde müdafaa ediyorduk. Yalnız Cumhuriyet’in nitelikleri konusunda zaman zaman sitem ediyorlardı. Ben de Cumhuriyet’in nitelikleri konusunda hassasım ama daha toleranslı yaklaşabiliyorum. O konuda hükümetle aramızda büyük problemler çıkmadı. Eleştirdiğimiz de oldu iyi şeyler yazdığımız da oldu.
Peki herhangi bir noktada, özellikle Cumhuriyet kaygılarınızı dillendiren yazılarınızla ilgili hükümetten size hiç şikâyet geldi mi? Ben geçmişte zaman zaman, altı ayda bir, üç ayda bir Tayyip Bey’le görüşüyordum. Şikâyetlerini söylüyordu. Ben de kendisine daha toleranslı yaklaşması lazım derdim. Bu gazetelerin hepsinin tornadan çıkmış gibi tek ses olamayacaklarını, gazetecilerin hepsinin ayrı görüşü, ayrı kimliği olduğunu kendisine izah ettim. O da bazısından tatmin oluyordu, bazısından olmuyordu. Ama yine de ilişkilerimiz gayet iyi gidiyordu.
“İyi” derken nasıl bir ilişkiydi bu? Mesela samimi miydiniz? Nasıl hitap ediyordu size, Aydın Bey mi diyordu? O tarafı çok şey yapmak istemiyorum. Tayyip Bey’den çok yaşlı olduğum için özel sohbetlerde bana “abi” diye hitap ederdi ama bu özel sohbetlerdi. Tabii, kamuoyu önünde de “Aydın Bey” derdi. Tayyip Bey öyle çok can ciğer kuzu sarması gibi değildir. Ama kontrollü bir dostluğumuz da vardı. Kızının düğününe de gittim. Dedikodu da yaptılar.
Hediye ne verdiniz? Hediye vermedim. Tayyip Bey her gördüğünde benden müşteki, yani “Bak onu yazıyorlar, bunu yazıyorlar” diye. Tayyip Bey’e en son söylediğim budur: “Çok gençsiniz, çok başarılısınız.” Ekonomi çok iyi gidiyordu o yıllarda.
Hangi yıllardan bahsediyorsunuz? 2006 eylülünde. Sonra bir daha görmedim Tayyip Bey’i.
Son görüşmede neler konuştunuz? Kendisine, “Çok başarılı gidiyorsunuz. Türkiye devamlı üst üste büyüyor. Enflasyon düştü. Türkiye ekonomik durumu güçlü bir ülke haline geldi. Bütün dünyanın gözü bizde. Ben sizin yerinizde olsam bununla övünürüm. Genç yaşınızda Allah size bu imkanı verdi; Türkiye’nin yıllardır görmediği bir başarıyı elde ettiniz” dedim. Erdoğan’ın yerinde olsam derim ki, “Benim ülkemde sivil toplum örgütleri hürdür, istediğini söylerler, basın hürdür, istediğini yazar. Ben Iran, Irak, Pakistan’ın başbakanı değilim. Ben batı Avrupa ülkeleri gibi bir ülkenin Başbakan’ıyım. Türkiye ile övünürüm. Basın özgürlüğü de son derece ‘fazladır’”. Buna karşı bana bir-iki kere, ‘Sen kişisel eleştiriyle hakareti karıştırıyorsun” dedi. “Kesinlikle hakarete ben de karşıyım” dedim. Ama o bazı şeylere, eleştiri sınırlarını aştı diye bakıyordu. Mesela karikatür çizilmesine...
Peki sizce yazarların bazıları bu sınırı aşmış olamaz mı? Yani şunu da söyleyeyim ki yazarların da bazen bizim genel prensiplerimizı aştıkları oluyordu. Ama ben Tayyip Bey’den, ona da daha toleranslı bakmasını bekliyordum. Ben şunu yapamazdım, yazarlara, “Bak kardeşim bunu yazarsın, şunu yazamazsın” diyemezdim.
Ama Emin Çölaşan aleyhteki yazıların çöpe atıldığını iddia ediyordu? Emin konusunu açarsan, bir dokun bin ah çekerim. Emin, yalnız kendisine oynuyor benimle ilgili konularda. Otuz yıl arkadaşlık ettiğim ve onu Emin Çölaşan yapan bir gruba akla gelmedik bir iftirayla yaralamaya çalıştı. Doğan Grubu’nu, Hürriyet gazetesini yaralamaya çalıştı. Ben onun söylediği hiçbir şeye inanmıyorum. Söylediklerini kabul etmiyorum.
Peki ne oldu? Tayyip Bey’le ilişkilerimde hiçbir meselem yoktu. Ta ki 2008 eylülündeki Deniz Feneri olayına kadar. Deniz Feneri olayından evvel de artık şey başlamıştı, bizimle ilgiyi azaltmaya. İlgi demeyeyim de, bize kızmaya başlamıştı. Soğukluk başlamıştı.
Bu noktada, hükümette sizin bir şekilde derin devletle işbirliği içinde hükümeti devirmek istediğiniz imajı oluştu. Ve Başbakan da böyle düşünüyordur. Hayır. Tayyip Bey benim bu iktidarın önünü kesmek isteyen biri olmadığımı kesinlikle biliyordu.
Nasıl biliyordu? Yani derin devlet yoluyla benim onlara mani olma veya onların önünü kesme gibi bir gayretim olmadığını, tersine gayretim olduğunu biliyordu. Tayyip Bey biliyor ki, Aydın Doğan birtakım güçlerle işbirliği yaparak bu iktidarın gitmesini veya bu partinin kapatılmasını istemez. Nitekim benim yayın grubum bu partinin Anayasa Mahkemesi’ndeki kritik zamanında “AKP kapatılmasın” diye manşetler attı. Ben özel temaslarımda herkese, “Bu siyasi partiyi halk seçti, nasıl kapatırsınız” diye karşı çıktım. Hürriyet gazetesi de nitekim mahkeme kararından iki-üç gün evvel karşı çıktı, biz onu bilerek yaptık yani. Tayyip Bey’i hep sürmanşete taşıdık, güzel şeylerle. Güzel duygularla verdik. Biz partinin kapatılmasına kökten karşıyız. Ben o dediğiniz derin güçlerle işbirliği yaparak AK Parti’nin önünü kesmek gibi bir niyetin içerisinde hiçbir zaman olmadım.
Peki iktidar niye size bu kadar öfke duyuyor? Benim anladığım şu, Tayyip Bey 2007 seçimleri sonrası balkondan güzel bir konuşma yaptı. Çok güzeldi, hepimiz alkışladık. “İnşallah Türkiye böyle olur” dedik. Ama çevresinde aşırı bir grup, grup demeyeyim de, Doğan Grubu’na husumet besleyen birtakım menfaat birikimleri oldu. Bunlardan bir tanesi de yandaş medya.
Taraf var mı bunların içinde? Hayır Taraf’ı yandaş gazete saymıyorum. Taraf kendi dünyasıyla mutabık... Kendi dünyasında, siyasi yandaşlığı yok Taraf’ın. İnançları doğrultusunda zaman zaman AK Parti ile birlikte oluyor, zaman zaman değil.
Yani Taraf bağımsız bir gazete? Evet, evet. Ama kendi inançları yönünde bağımsız. Tam kitle gazetesi değil. Ben kitle gazetelerinden bahsediyorum. Taraf’ı katmıyorum.
‘Yandaş medya’ konusuna yeniden dönersek... Yandaş medya çok rahatsız oluyor.
Haberin devamını okumak için tıklayın.
|
|
Diğer haberler:
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|