|
|
Kırılgan kızların, erkeklerin beden merkezli dünyasında kayboluşlarının hikâyesi anoreksiya nervosa. Kilo almaktan ölümüne korkmak, sonra da gerçekten ölmek
|
Tombul, sevimli bir öğrenci kız ya da tüy kadar hafif bir demir lady! Sarkacın iki ucunda gidip gelen hayatların, ağırlıklara endekslenmiş yaşamların tutsakları olarak yaşadılar ve öldüler. Bir çeşit Foucault Sarkacı gibi mi acaba? Eco’nun dediği gibi, “...çünkü insan isterse, her zaman, her yerde, her şeyle her şey arasında bağıntılar bulur; dünya ansızın, her şeyin her şeye yollama yaptığı, her şeyin her şeyi açıkladığı bir akrabalıklar ağına dönüşür...”
Geçtiğimiz hafta lüks bir zayıflama kliniğinde 19 yaşında 1,5 ayda 15 kilo birden verince kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Dila; 90 kiloluk gövdesini taşımak istemiyor, güzel gözlerine, harika gülüşüne rağmen sevmiyordu bedenini. Ve yaz tatilini, yaşıtlarıyla gezip eğlenmek, flört etmek yerine gönüllü olarak bir işkence kampında geçirmeyi tercih etmişti. Henüz o kadar gençti ki bu gönüllü işkenceyi adlandırmaktan bile acizdi. Benzer bir duyguyu 30 yıldan uzun bir süre yaşamış olan Leyla Akçağlılar ile konuşmuş olsa sonuç farklı olur muydu acaba?..
CEZAM AÇLIK OLDU • Leyla Akçağlılar, birkaç ay önce verdiği bir röportajda anoreksiya canavarını tanıyanlara çok tanıdık gelecek öyküsünün başlangıcını şöyle anlatmıştı: “Paris’teyken dönemin mankeni Twiggy çok zayıftı. Genç kızlar onun kadar ince olmak istiyordu. Ben de bu eğilimden çok etkilendim. Yememek için kendimi tuttum. Türkiye’deyken ailem tüm yaşamımı kontrol ediyordu. Çok düşkün olduğum babam çok dominanttır. Hiçbir şeye kendim karar veremiyor, yalnız yapamıyordum. Paris’e tek başıma okumaya gidince, hiç olmazsa bedenimi kontrol edebilme şansım oldu. Kendimi cezalandırmak istercesine vücudumdan acısını çıkarmaya çalıştım.”
TEHLİKELİ OYUNCAK BARBIE • Sussex Üniversitesi’nden Helga Dittmar, Developmental Psychology dergisinde yayınlanan çalışmasında; Barbie bebeklerin aşırı zayıf vücutlarıyla örnek teşkil ettikleri kız çocukların kendi vücutlarından hoşnutsuzluk duymalarına neden olduğunu belirtiyor. “Bu hoşnutsuzluk, çocuğun çok erken bir yaşta vücuduyla didişmesine ve anoreksiya ya da bulumia nervosa gibi yeme bozukluklarına neden olabiliyor” diyen Dittmar, dünyada her yüz bin kadından ancak bir tanesinin Barbie’lerle empoze edilen vücut formuna bürünebileceğini de ekliyor. Yani, Barbie’yi mutlak güzellik olarak kavrayan her 100 bin kız çocuğunun 99 bin 999’u hayatlarını vücutlarından memnun olmadan sürdürmek zorunda kalıyor.
Aktüel psikoloji Editörü Maruf Beçene Anoreksiya Nervoza ve Çağdaş İnsanın Beden Algısı başlıklı yazısında şöyle bir tespit yapıyor: “Anoreksiya modern insanın tüketim alışkanlığıyla ilişkilendirilebilecek bir hastalıktır. Temel ihtiyaçların çok rahat giderilebildiği ve beslenme sorununun olmadığı bir ailede kişi psikolojik olarak bir sorun alanı oluşturma gereksinimi duyabilir. Burada sorun olarak muhatap alınabileceği ve ilişki kurabileceği en yakın nesne kendi bedenidir. Bu tür vakaların çoğunda toplumsal kabul ile fiziksel görünüm eşdeğer görülür. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla ideal beden ölçüleri yaşamsal bir hedef olarak kişinin önünde durur. Bu hedefe yaklaşıldığında bu defa oluşturulan ideal bedeni kaybetmemek için farkında olmadan yemek yeme davranışını reddetme devam eder.”
HASTALIĞIN ADI 17. YÜZYILDAN • Anoreksiya, kendisini “bozuk, ucube” gören kadının kendi bedenine uyguladığı şiddetin bir göstergesi olarak 1600’lü yıllardan beri bilinirdi. Önceleri “Holy Anoreksiya” yani “Kutsal Anoreksiya” olarak adlandırıldı. O döneme ait vakaların daha çok dinî yayınlarda izleri sürülürken, bu durum, koyu sofuluk, çilecilik, din uğruna dünya zevklerinden vazgeçme anlamında ve özenildiği görülüyor. Bir tıbbi vaka olarak ilk kayıt ise 1689 yılında Londra’dan. Richard Morton 18 yaşında hastalanan, bütün gıdaları ve ilaçları reddederek 3 ay sonra ölen hastası ile tıbbi literatüre geçen “nervous consumption” adı verdiği ilk vakayı yayınlamış.
Fransız feminist Simone De Beauvoir’nın “Erkekleri memnun etmeyi hayatlarının birincil hedefi olarak gören kadınlar, kendilerini deforme olmuş, bozulmuş görmekten çok rahatsız olurlar” sözünü hatırlamamak mümkün değil.
BÜYÜMEKTEN KORKUYORUM • “Ben belki de ‘büyümek’ istemiyorum, çocuk kalmak istiyorum, çocuk gibi sevilmek...” Türkiye’de bu konuda birkaç yıl önce yapılmış klinik bir araştırmaya gönüllü katılmış anoreksiya nervosalı hasta grubundan bir kadının sözleri bunlar. Tanımlanan kadın kalıplarına uyamayan ve uyamayacağını anlayan kadının çocuk kalmayı tercih etmesini çok güzel özetliyor. 2003-2004 yıllarında Dr. Funda Keçeli’nin yürüttüğü araştırmada yeme bozukluğu olan 34 hasta, normal denek grubuyla karşılaştırmalı bir çalışmada yer almış.
Haberin devamını okumak için tıklayın.