|
|
Safari macerasına çıkan her gezgin için olmazsa olmaz, gördüğü hayvanlar listesinde ‘Beş Büyükler’i işaretlemek: Fil, bufalo, gergedan, leopar ve elbette aslan. Rota: Renkli Masai kabilesinin yaşadığı topraklar
|
Masai Mara Kenya’nın güneyinde, Tanzanya’daki Serengeti milli parkının uzantısı bir yabani hayat rezervi. Nairobi’den ulaşımı sağlayan on iki kişilik pervaneli uçakta bizden başka yolcu yoktu. Özel uçak safarisi yapıyor gibi hissettik kendimizi. Savananın orta yerinde bir toprak piste indik. Bir baraka bile yok. Sadece taş bir levha. Üzerinde sadece Masai Mara-Kenya ibaresi ile deniz seviyesinden yükseklik, enlem ve boylam yazılı. Deniz seviyesinden 1572 metre yükseklikte bir platoda bulunduğunuza biraz şaşırıyorsunuz. Ekvatorun hemen altındaki bu bölgede yıl boyu ısının gündüzleri 25- 26 derece civarında seyretmesi geceleri ise bayağı serin olması bununla ilgili herhalde.
Bizi karşılayan ‘ranger’imiz Joseph’in yönetiminde safarilerin standart aracı Toyota Land Cruiser’imize binip açık arazide kalacağımız kampa giderken Masai Mara’nın şöhretinin nedenini anladık. Yolda yarım saat içinde iki ayrı fil sürüsünü, pek çok antilop, zebra, devekuşunu gözleme fırsatını bulmuştuk bile.
Yaban hayatın göbeğinde kamp hayatı
Kampımıza bir nehir aşılarak ulaşılıyor. Bir kayıkçı iki kıyıyı birleştiren bir halatı çekerek sizi karşıya geçiriyor. Her geçişimizde nehrin biraz ilerdeki kıvrımında dalıp çıkan bir su aygırı ailesine el sallıyoruz. Kampta on yedi müstakil çadır var. Çadırlar en az altmış metre kare var herhalde. Çok geniş bir yatak ve oturma bölümü ile bir banyo ve tuvalet bölümü var. Sıcak su tamam ama elektrik yok. Geceleri bir ‘ranger’ gelip gaz lambalarınızı yakıyor. Mümkün olduğu kadar doğal bir safari kampı atmosferi yaratılmış. Neredeyse kendinizi Mogambo filminde rol almış sanacaksınız. Yemekler bir büyük çadırda yeniyor. İçkiler ‘bar çadırı’nda alınıyor.
Kampın etrafında çit filan yok, çevreye tamamen açık. Arada yanınızdan piti piti telaşlı adımlarıyla warthog denilen bir nevi yaban domuzları geçiyor. Geceleri ise yemekten çadırınıza dönerken size tüfekli bir ‘ranger’ refakat ediyor, ne olur ne olmaz diye. Bir gece kampın en ucundaki çadırımıza yavrusuyla beraber kocaman bir su aygırının sürtünerek geçmesiyle uyanınca daha da başka tedbirlere ihtiyaç olduğunu düşünmedik değil.
Joseph ve Toyota’mızla üç gün boyunca sürekli yer değiştiren vahşi hayvanların peşinde Masai Mara’yı enine boyuna taradık. ‘Doğu Afrika’nın Vahşi Hayatı’ kitabımda işaretlediğim hayvan sayısı arttı. İlk görünce heyecanlandığımız zebralar, zürafalar, ceylanlar, antiloplar, hatta filleri su aygırları ve timsahlar iyice tanıdık gelmeye başladı. Ama bıkmamız söz konusu değil. Afrika hastalığına tutulduk bir kere. Yabani hayatın zenginliği, sunduğu çeşitlilik sonsuz zaten. Televizyonlardaki Afrika belgesellerinin vazgeçilmezliği bunun yeterli kanıtı.
Tabii yırtıcı kedilerimiz, aslanlar, çitalar, leoparlar baş hedef safarimizde. Joseph’in tecrübesi sayesinde pek çok aslan grubunu bulup bir metre yakından fotoğrafını çekebiliyoruz. İki çita da foto ve video kameramızdan kurtulamıyor. Fakat asıl ‘avlarımızın’ başında unutulmaz bir sahne var. Biraz dehşet verici bir sahne. İki erkek, üç dişi ve dört yavru aslan az önce öldürdükleri anlaşılan bir su aygırının karnını deşmiş yavaş yavaş dinlene dinlene gide gele parçalayıp yiyorlar. Etraflarında aslanlara güvenli bir uzaklıkta beş-altı akbaba ile iki çakal kendilerine ne düşer diye dönenip duruyor. Biraz cesaretini toplayıp yaklaşmaya çalışan bir akbabanın dişi aslanlardan biri tarafından müthiş çevik bir hareketle kovalanması görülmeye değerdi. Biz şahit olmadık ama su aygırı herhalde daha sonra bekleşen leş avcılarını da doyurmuştur. Buralarda doğanın kuralı bu...
Safari ‘edebiyatına’ göre, görülecek hayvan envanterinin başında ‘Beş Büyükler’ geliyor. Bunlar aslan, fil, gergedan, bufalo ve leopar. Biz Kenya safarimizde bunların dördünü tamamladık. Zaten aslan, fil ve bufalo nispeten kolay izlenebiliyor. Gergedanlara rastlamak biraz daha zor ama Naivasha’da şanslı olmuştuk. Buna karşın listemizde leopar eksik kaldı. Bu yalnız yaşayan ve sayıları zaten çok azalmış güzel yırtıcıya rastlayamadık. ‘Dört Büyükler’le yetindik.
Haberin devamını okumak için tıklayın.